The BBT Posterim

Big Bang Theory ‘i bilmiyorsanız; CNBC-E ‘de gösterimde olan ve şu sıralar 4.sezonu yapılan bir dizi, bir grup geek ve onların kafası pek basmayan komşu kızıyla olan ilişkilerini anlatan bir komedi dizisi. Tabii geekleri anlatan bir dizide bekleyeceğiniz şeyler, özellikle de geekliğe “ucubelik” üzerinden yaklaşıp mizah yapılıyorsa, ucube tiplerken The BBT ‘nin posterin ortasına sarışın hatun atıp etrafını parlak çocuklarla doldurmasına daha fazla kayıtsız kalamazdım, bir MSN konuşması sırasında aklıma gelen bir fikir ve 10 dakikalık GIMP çalışması sonucu The Big Bang Theory, ben yapsam nasıl olurdu, az çok çıktı ortaya. Estetik olmadı belki ama gerçekçi oldu.

Evet, işte Aranel Surion dünyayı kurtarmak, dertlere derman olmak ve insanlığa fayda sağlamak yerine boş vakitlerinde nelerle uğraşıyor, ibretlik:

The Big Bang Theory

Bu da orijinali: http://img12.imageshack.us/i/thebigbange.jpg/

Animeler: Angel Beats, HotD, Chobits

Angel Beats

Bu yaz çok anime izleyecektim ben sözde, işin gerçeği 13 bölümlük Angel Beats’i yeni bitirdim, Highschool of the Dead ise geleceği pek belli olmayan bir bekleme sürecine girdi şuan, yeni bölüm çıkıp çıkmayacağı bile belli değil. Bir de Chobits bitirdim, ondan da ayrıca bahsetmek istiyorum. Ama bu ilk ikisini arka arkaya izleyince kafamda iyi Anime nedir, ya da ben neyi seviyorum, şekillendirmiş oldum. Bu arada animelerle ilgileniyorsanız MyAnimeList servisine mutlaka göz atmanız lazım, uğrarsanız bana anime tavsiye etmeyi unutmayın.

İkisinin hikayesine de bir özet geçersem, Angel Beats, yeni ölmüş gençlerin gittiği bir tür Araf diyebileceğim bir yerde, ölümü kabullenemeyip tanrıya ve meleğe savaş açmalarını konu alıyor. Böyle anlatınca çok ciddi bir mevzuymuş gibi gelebilir ama aslında Angel Beats oldukça komik, hızlı ve eğlenceli bir anime, 13 bölümün nasıl geçtiğini anlayamıyorsunuz bile. Konu aslında savaşı değil ölümün etrafında şekilleniyor. Highschool of the Dead, bildiğimiz Holywood tarzı zombi filmlerine benziyor, Dünya zombi kıyametini yaşıyor, bir grup öğrenci de bu karmaşadan çıkıp ailelerini bulmaya çalışıyorlar. Bu iki anime arasındaki her şey farklı aslında. HotD ağırlıklı olarak aksiyon, aksiyon, aksiyon, parçalanmış zombi cesetleri, fan service, daha fazla aksiyon, zombi cesetleri.. şeklinde giden bir anime, öyle ki tüm iyi çizime rağmen, karakter ve olay vasatlığından dolayı (bir zombi animesinde aklınıza gelebilecek her klişe var) zevk için bile ancak izlenebilecek bir yapım. Bunun tam aksine Angel Beats, aksiyon sahnelerine çok önem verilmeyen, ancak 13 bölüm için oldukça detaylı karakterlere ve olay örgüsüne, hikayede birden fazla sayıda twiste sahip ve bırakın fan service ağırlıklı olmayı, seride aşk adına görebileceğiniz en ufak detaylar bile hikayenin “bir kısmı” aslında. Yüzeysel bir tarifle HotD tek gecelik ilişkiyse Angel Beats yıllar süren dostluktur diyebilirim. (Konularına da uymuyor değil)

Bu yazının tamamını oku »

Amazon.co.uk ‘dan Alışveriş Yapmak

MBW-150 ‘mi daha önce incelemiştim, Türkiye’de hiç bir yerde bulamadığım bu saati getirtmek için Amazon.co.uk ‘dan yararlandım ve ilk defa uluslararası bir alışveriş gerçekleştirdim. Daha önce de GittiGidiyor gibi kanallardan aracılı olarak alışveriş yapmıştım ama tamamen kendim bir şey getirtmemiştim. Üstelik meblağ neredeyse gümlük vergisinin sınırına ulaşıyordu (kargoyla 250, kargosuz 210 TL kadar) Ben de Amazon.co.uk nedir, nasıl çalışır kısa bir değineyim dedim. Amazon’dan alışveriş yapmadan önce bir bakmanızı önerebilirim. Bu yazının tamamını oku »

OpenSOZLUK

“Tomorrow is the only day in the year that appeals to a lazy man.” ~Jimmy Lyons

Bilmeyenler için; OpenSOZLUK benim kendimi geliştirme amaçlı giriştiğim bir PHP (dolayısıyla CSS/HTML/SQL ve istemeye istemeye JS) projesi, amacı açık kaynaklı, patlayıp çatlamayan, saçmasapan lisans problemleri olmayan bir interaktif sözlük yazılımı oluşturmak, yani “kendi minik ek$i-sözlük  klonlarımızı host etmek” amacı var diyebiliriz.

OpenSOZLUK üzerine sonunda çalışmaya başlayabildim, hatta sallantıda diyebileceğimiz CSS bilgim ve yeni yeni geliştiğim Gimp ile (öyle bir yetenek düşmanıyımdır ki, Gimp’le bunları yapabildiğime halen inanamıyorum diyeyim, büyüksün Gimp!) default şablon adayı bile hazırladım ona, biraz fazla devlet dairesi gibi oldu, aslında aklımdaki tasarım çok renkli, canlı, web2.0 bir şeydi ama oturup çizebilecek bir adam olmadığımdan en azından şimdilik basit bir şey yapmayı tercih ettim. Şablon desteği sayesinde belki ileride daha farklı tasarımlar da çıkarabilirim ortaya (aslında renkleri değiştirsem bu da canlı görünebilir), ya da bu işi benden daha iyi yapabilecek birileri el atabilir de. Her şekilde, “teorik olarak” çalışan bir tasarıma bakıp bu benim eserim diyebilmek zevkli oluyormuş.

Sıfırdan bir şeylere girişmenin gerçekten yorucu olduğunu farkettirdi bana OpenSOZLUK, ve hazır bir sistemi alıp dayayıp döşemek, düzenlemek gibi olmuyor gerçekten, gönüllü bir projede uğraşmak misli misli zor geliyor insana. Bunun yanında, bazı şeylerle de aramı iyileştirmemi sağladı tabii. Mesela PHP’de neredeyse hiç kullanmadığım fopen() -öğrenmesi 10sn falanmış tabii-, .htaccess ve mod_rewrite, “tasarımla kod nasıl ayrılır”, ” fonksiyon neden yazıyoruz ki”, ” ne demek o kadar SQL sorgusu yavaşlatır yeaa” gibi olayları hafif hafif çözdüm diyebilirim. Freenode’daki ##php kanalındaki arkadaşlar da beklemediğim kadar (RTFM veya Let me google it for you linki bekliyordum) yardımcı oluyorlar sağolsunlar :)

Bir kaç not olarak; IDE olarak Netbeans iddiamda kararlıyım, gerçekten her anlamda etkili bir yazılım bu, işleri çok kolaylaştırıyor. XHTML’in ömrü dolmaya yakın diyorlar, XML ile aranız yoksa HTML 4/5 en iyisi. XHTML 2 sanırım iptal edilmiş, HTML 5′in de ne kadar kapsamlı olduğuna bakılırsa haksız bir iddia sayılmaz. CSS’de ufak bir hackle footerı en aşağı kaydırabiliyorsunuz. (SVN’deki style.css’de bir örneği var) Daha aklıma gelmeyen şeyler de vardır bir sürü.

Projeye yardım etmek, bana akıl vermek (“Knowledge is power. Guard it well.”), şunu olmamış bunu yapamamışsın bik bik etmek (bunun da faydası oluyor bir anlamda) isteyenler çekinmesin, her yönden bana ulaşabilirsiniz.

SVN ve Proje takibi: projeler.aranelsurion.org

İzlenesi Animeler

Anime izlemeye daha yeni başladım sayılır ama şimdiden bir çok güzel seriyi bitirecek vaktim oldu, bazı seriler o kadar eğlenceli, bazıları o kadar derin oluyor ki çizgilerle anlatılabilen hikayelere şaşırıp kalıyorsunuz, sanat işte böyle bir şey olmalı. Hangi medyanın üzerine durduğuyla değil içeriğiyle sanat. Eğer siz de benim gibi 300-500 bölümlük devasa serileri takip edecek vakit bulamıyorsanız, denemenizi önereceğim bir kaç güzel anime var burada:

1. Death Note: Daha önce buna bir yazı ayırmıştım hatta. Kesinlikle izlenmesi lazım. Sebepleri de burada.
2. Elfen Lied: Fantastik, kısa ve eğlenceli bir anime. Kafa bulandırmadan, anlatmak istediğini anlatıp gidiyor. Sonu için bile izlenebilir.
3. Serial Experiments Lain: Bunu üçüncülüğe düşürmemin tek sebebi kafa kaynatıcı olması. İlginizi vermezseniz ya da anlatmak istediği konuya ilgi duymuyorsanız 10 küsür bölümü bitirip “ee neydi lan bu?!” diye kalabilirsiniz. Yok benim izlediğim anime bana da bir şeyler katmalı, tasarımıyla alkış toplamalı diyorsanız mutlaka izlemeniz gerekiyor.
4. School Days: Kategori dışı diyeyim buna. Tür olarak Drama,Ecchi ve Komedi diyebiliriz zira kısa sürmesine rağmen 2-3 bölümde bir resmen tür değiştiriyor School Days. Önce komik, sonra Ecchi ve sonra da dramatik bir kapanışla bitiyor. Bir kaç bölümü hariç de sıkmıyor üstelik, sadece karakterleri için bile izlenir. (Setsuna <3)
5. Shuffle!: Bunun henüz başlarındayım ama gidişata bakarak diyebilirim ki, kafa dağıtmak için Shuffle. Hatta ağır bir animeyle arka arkaya koyarsanız en iyisi. Fazla düşündürmeden, yormadan, mantık aratmadan güldürüp eğlendirip gidiyor Shuffle. Karakterlerinin çok ilgimi cezbettiklerini söyleyemeyeceğim ama, aralarındaki ilişkileri falan takip edebilirsiniz. Ya da en güzeli fazla sallamayıp kafa dinlendirici olarak kullanabilirsiniz.

Halen bu güzelliklerle tanışmadıysanız geç kalmış değilsiniz. İzlemek için sizden ekstra bir birikim, japon kültürüne derin bir ilgi de istenmiyor üstelik, hepsi kendi çapında oldukça rahat izleniyor, detaya boğarak öldürmüyor. Ben izlemek için Animefreak.tv adresini kullanıyorum, mümkünse İngilizce dilde izlemeye çalışın, diğer dillerdeki (ve Türkçe’deki) çeviriler rezil rezil ve rezil olabiliyor.

Konu-dışı: Kaçırdınız ama, oyunlarla ilgilenenler Steam Summer Sale’dan umarım bir şeyler kapabilmiştir. Ben epey bir şey kaptım, 5-10 dolara harika şeyler sattılar. Steam’i izleyin, haberiniz olsun, bence.

Blogum 3 yaşında!

Adettendir, blog her yeni yaşına girdiğinde bir özet geçerim 1 yıllık rapor niyetine. Olmuş 3 yıl, Arşiv üzerinden takip edince sanki çok bir şey olmamış, dün başlamışım gibi hissettiriyor, ancak böyle hatırlıyorum blogumun nereden nereye geldiğini. Bu 3 yılda blogumda hemen her konuda bir şeyler için kaynak oluşturmuş oldum, ağırlık tabii ki GNU/Linux, hatta bu sene yoğunlukla Maemo oldu, içime sinmeyen şeyler de var (Kişisel hiç bir şey yazmıyor olmam, Makaleler’i boşlamam gibi) ama hep diyorum zaman ve efor satın alınamayacak kadar değerli şeyler ve kafamı yaptığım şeylerden kaldırıp burayla daha fazla ilgilenebilmeyi istiyorum aslında. Geleyim istatistiklere:

  • 147529 Ziyaretçi (2008: 26889 2009: 56855 , Bu yıl: 63785 ) 366170 sayfa gösterimi (2008: 58335 2009: 140878 Bu yıl: 155957) yapmış. Yani bu yıl da bir çok gencimizi zehirlemişiz. İstatistik aparatının uzun süre kapalı kalması yüzünden bu yılın istatistikleri pek net değil, bunlar kayıtlara geçmiş olanlar ve bu haliyle de gayet iyi görünüyor.
  • En çok bloguma ulaştıran Google kelimeleri: ahmet, Body, linux, anarşizm, n900 türkçe, 24proxy youtube, bios şifresi, 1 mayıs, maemo 5, aranel surion. Ahmet’in sevenleri çok onu anladım ben, her sene o kelime işgal ediyor birinciliği. Maemo 5 ile olan ilişkim ve turkish-l10n paketinin de etkisiyle kelimeler değişmiş. Kendi adımla aranıp bulunmak da hoşuma gitti. Geçen sene olup bu sene olmayan kelimeler: bodypainting, fenerbahçem, aranel, body painting, N96.
  • 55 etikette (2008: 27 2009:  22 Bu yıl: 6), 6 kategoride, 257 yazıya (2008: 151 2009:  70 Bu yıl: 36) 723 yorum (2008: 75 2009: 217 Bu yıl: 431) gelmiş. Ziyaret sayısında mantıklı bir artış varken yorum sayısının 2 kat artması hoş bir durum, yorumların bir çoğu Maemo ile ilgili şeyler, destek için meegoturkiye.org’u açtıktan sonra bu yorumların çoğu kesildiği için gelecek sene bu kadar yorum almayacağımı tahmin ediyorum. “Objektife Takılanlar” ‘ın Kişisel Bölge ile birleştirilmesi üzerine kategori sayısı bir azalmış, boş duruyordu daha iyi oldu böyle.
  • Sırasıyla, en çok yorum alan yazılar: Turkish Localization (turkish-l10n) 0.1 – Maemo 5 (114), Nokia N900 İncelemesi (82), Kırılmadık BIOS Şifresi Bırakmayın! (79), Maemo 5 (N900) artık Türkçe! (77), Maemo, Moblin ve MeeGo (23), Regnum Online ! (16). Maemo işgal etmiş yorumları tabii ki. Blogumun her daim en çok yorum alan yazısı olacağını sandığım BIOS şifresi yazım aldığı 30 yeni yoruma rağmen üçüncülüğe düşmüş.
  • 2009 – 2010 arasında epey bir altyapı çalışması yapacak fırsatım olmuş. Yorum düzenlemesi, Yeni Arşiv, Yeni Paylaşım seçenekleri, Yeni Benzer Yazılar sistemi, Kod Renklendirme, Yan menüde Arşiv yenilenmesi, “Ne kodluyorum?” aparatı, Yeni 404/Projeler sayfaları ve bir sürü kozmetik/minor değişiklik yaptım, blogun bu 1 senede oldukça geliştiği söylenebilir. Tam liste Değişiklikler sayfasında mevcut.
  • Bloguma 2 yeni komşu servis (projeler.aranelsurion.org ve svn.aranelsurion.org) geldi. Henüz çook yeniler ama şimdiden iş görecek hale getirdim onları.

Bu yazının şarkısı: The Cardigans’dan My Favourite Game. Klibiyle beraber dinlenmeli, yoksa istenilen etkiyi yaratmayacaktır. Araba kullanırken dinlemeseniz iyi olur. :P

Kopete için Pencere/Smiley Teması

IM ihtiyaçlarım için Kopete kullanıyorum, bu neredeyse 3 yıldır böyle. Aralarda Pidgin ve aMSN denediğim de oldu ancak Kopete’deki rahatlığı bulamadım onlarda, ekranın bir kenarına küçücük yerleşip, WLM ve Jabber üzerinden metin gönderip almamı sağlıyor ya, bana yetiyor. Bunun dışında Günlükleme, Şimdi Dinleniyor ve Şifreleme eklentileri var, hem de Knotify ile uyumlu çalışıyor, bir KDE kullanıcısı daha ne isteyebilir? Kopete’nizin tasarımına önem veriyorsanız, işte benimki:

Pencere teması: Simply Smooth

Smiley teması: White emoticons that work

Bu ikisinin şimdiye kadar yapılmış en iyi Kopete temaları olduğunu düşünüyorum, sevimli, sade, ve beyaz rengiyle varsayılan KDE temasına çok uyumlular, en az 1 senedir varlar ve halen daha iyisini yapabilen çıkmadı. Hatta bu temalar yokken Kopete’de bir eksiklik hissediyorum diyebilirim. Bundan çook önceki temam Glossyk 4′dı, kONE’nin afillisi gibi. Daha “Windows-umsu” bir tasarım için denenebilir.

Projeler.Aranelsurion.Org ve SVN

Geliştirdiğim ve geliştirmeyi düşündüğüm projeler için düzgün bir alana olan ihtiyaç üzerine Trac ve SVN kullanmaya karar verdim, vaktim olduğu sürece artık burayı kullanarak destek vermeye devam edeceğim. Bu sayede geliştireceğim özgür yazılım projelerinin hata takibi, versiyonlama, dökümantasyon, barındırma ve kod paylaşımı işlevlerini kolayca ve otomatik olarak halletmiş olmaktayım. Şimdilik fazla bir şey yok içinde, OpenSOZLUK’ün yeniden geliştirilmesi için burayı kullanacağım, turkish-l10n’i de buraya geçirmem mümkün, zira onu takip etmek de -özellikle major sürümlerde- zahmet halini almaya başladı. Belki bir kaç yeni projemi daha yakın zamanda  buraya gömmem mümkün.  Hem kendi sistemim için gerekmesi hem de herkesin iyiliği için Trac’in de ciddi bir kısmını çevirdim ve commit ettirdim, %82′de falan olması lazım. Sanırım Trac nasıl adam edilir üzerine bir şeyler de yazabilirim yakında, ilk kurulumda sinir bozucu yanları oluyor. El atmışken Projeler sayfamın da tasarımını yeniledim, eski karmakarışık zevksiz haline göre bir şeye benzedi şimdi.

Bir şeyler geliştirmeye, yapmaya çalışıyorsanız SVN ve Trac’i kesinlikle öneriyorum. Benim kullanmaya başlamam daha çok, gözümü bir çok şey üstünde tutmak zorunda kalmam ve tek başına elime yüzüme bulaştırıp “ulan şunları otomatiğe bağlasak ya” demem üzerine oldu. Daha açıkçası, kopyala/yapıştır yaparak versiyonlama, Basket’e not yazarak hata takibi, .tar.gz dosyası halinde barındırma, pastebin ve MSN üzerinden kod paylaşımı olmuyor diyeyim. Kişisel iş için harcadığınız vakte değmeyeceğini de sanmayın, değiyor. Her an elinizin altında sizin için etrafı toplayan bir yazılımın olması büyük rahatlık, üstelik  bir “gaz bonusu” da var bunun. İşinize her zaman yarayabilecek deneyimler kazanmak da mümkün.

Bir de, Maemo’nun da etkisiyle Python’a bir dönüş yapayım, ama bu sefer Hello World düzeyinde -tamam o kadar da değildi ama..-  kalmayayım diyorum, yaparsam görürsünüz. Özetle; we need more gold!

SVN Deposu: svn.aranelsurion.org

Proje Deposu: projeler.aranelsurion.org

Projeler: http://www.aranelsurion.org/projeler

10 “Çok Mantıklı” Şey

Aklımdan geçip de Twitter’a sığdıramadığım 10 şeyi sıraladım, düşününce şöyle bir, mantıklı değil mi bunlar? :

  1. Neden buzdolaplarının buzluk kısmında ışık olmuyor hiç? Oradan karanlıkta bir şey alma ihtiyacımız olamaz mı?
  2. MSN gibi uygulamalar ücretli olsa, saçmasapan gereksiz muhabbetlerde %95 azalma görürüz, toplumun faydası için, IM uygulamaları paralı olsa daha iyi olmaz mı? (5 dolar olsa apaçi sayısında en az %30 azalma oluşur)
  3. Multiboot yaparak iki farklı OS boot edebiliyoruz, ama neden aynı anda iki OS boot edemiyoruz? Sistem kaynaklarını uygun bir şekilde bölüştürecek böyle bir aparatın kaç geliştiricinin hayatını kurtaracağını düşünmek çok mu zor? (Hayır, sanal makine sisteminden hazzetmiyorum)
  4. Hayatımızın bir Lifezilla’sı, bir SCM’si olsa fena mı olur? Gittikçe daha iyileştiğimiz mevzularda commit etsek, başkası gelse yanlışımızı düzeltse, onları kabullensek, hatalarımızı eksiklerimizi kolayca takip etsek, iyi olur aslında?
  5. Akıl edilmişi var da, neden benzer telden blogları birleştirip gezegenler haline getirmeyi popülerleştiremiyoruz? İnsanlar GNU/Linux hakkında bilgi edinmek için 30 tane blogu takip etmek zorunda mı olmalı?
  6. Şimdi bu biraz fantastik; Istemediğimiz insanları IRCdeki gibi ignore, MSNdeki gibi block edebilsek, hatta onları konuşmalardan banlayabilsek ne iyi olurdu.
  7. Savaşmaktan, birbirimizin üstüne basmaktan, hayattan yorulduğumuzda kaçabileceğimiz PvE alanları yaptırsa ya belediye.
  8. Biri de çıkıp GNU/Linux için MSN üzerinden sesli-konuşma fonksiyonu yapamaz mı? O kadar MSN istemcimiz var, ses bile gönderemiyorlar. Ota boka MS Windows açmaktan daral geldi.
  9. Film ve dizilerde, uzatmak için bazı soruların sorulmaması, 10 mantıklı yol varken 11.inci en saçma yolun tercih edilmesi baymadı mı? Sabaha kadar 10 kez kaçacağını bile bile “sabaha karşı idam edileceksin” diyen
    türk filmi karakteriyle, en can alıcı soruları 6 sezondur sormayan Lost’un Jack’i pratikte aynı salak senaryonun kurbanı değil midir?
  10. Animelerde, özellikle de türü Ecchi falansa, erkek karakterin bütün karakterlere gömmesinden illallah etmedik mi halen?
    • School Days: Kızlarla konuşmaktan aciz bir lavuk, tüm okulu sıradan geçirir..
    • Elfen Lied: Minimum 2 kız karakter, yardımsever gencimize aşıktır. Animede zaten bu herife aşık olabilecek kıstaslarda
      pek karakter yoktur esasen.
    • Shuffle!: Bunu daha bitirmedim, ortalama bir liseliye aynı anda hem arkadaşı,hem şeytanların hem tanrıların lordlarının
      kızları yazar. Oha.

Doğumgünüm :)

Portal cake

Doğumgünü girdilerimin vazgeçilmezi, gülen smiley ve Portal resmini kondurduğumuza göre, başlayabiliriz, ehe: *gelenekselleşti*

Doğumgünü mesajlarını son ana bırakma fantezim var sanırım. Neredeyse doğumgünü biter, hediyeler alınır verilir, “iyikidoodunlar” yapılır, teşekkürler edilir falan, sonra PCmin başına otururum.. Aaa, geç kalmışım, yine. Aceleyle bir şeyler karalanır sonra tabii. Geçen sene’nin 9 Nisanından bu güne hiç bir şey olmamış gibi hissediyorum, ne acayip. 2 senedir de aynı his üstelik. Oysa bir sürü şey olduğuna yemin edebilirim! Maemo’ya kavuştum, türkçeye çevirdim, gönüllü projesini açtım, dünya kadar film izledim, zibilyon tane albüm çıktı. Hayatım ya çok hızlı, ya çok yavaş. Ben bunlar olurken orada değilmişim gibi sanki. Hmm düşündüm bak şimdi, çogzel bir yaz tatili yapmışım. Dediydim ben geçen sene “koşucam tatil mekanlarına” diye, di’ mi? Sonra bayaa bi gezip tozmuşluğum oldu, kendime verdiğim bir “ekstra 2 dil öğren > 4 dile hakim ol > profit!” sözü vardı, onu tutmadım ama daha. Sonra bissürü bi’ şeyler daha yaptık ya.. Neydi o şeyler hatırlamıyorum da, iyiydi iyi..

Günlük tutmalı mıydım diye soruyorum bazen. Blog gibi değil tabii, daha bir kişisel, “tüm bi sene ne yaptım lan ben!?” anlarında hatırlatsın diye. 2010-2011 “Doğumgünüm, meh..” yazısından öncelikli dileğim bana Sonisphere getirsin. O olmadı tatil istiyorum yine böyle. Bir de, adam gibi doğumgünü yazısı yazayım istiyorum ben. Nereden girip nereden çıktığım belli olsun, hani Türkçe dersi geyiği, “giriş gelişme sonuç” yapayım mesela.

Daha da batırmadan; (30-40 saattir uykusuzum, biliyor musun?) Aranel Surion, yanında olan tüm arkadaşlarına teşekkür eder, hepinizi sevgiyle kucaklar. Her zaman destekleyici olan ve arkasında duran, muhtemelen bu blogu okuyamayacak-Internet’le aralarından su sızmaz diyeyim- aileme teşekkürü eksik etmemek de lazım tabii. Sonracıma.. Ne bileyim ya, sevin birbirinizi. Hmm, yılbaşlarında ve doğumgünlerinde Boxxy’den bile *izlemediysen izle onu bak..* şeker oluyorum lan ben. Alala..

PS: Bu yazı 30 saatin üstünde uptime ile yazılmıştır, “Bir yaş daha yaşlandım” muhabbetinden özellikle kaçınılmış olup, baştan sona kesinlikle okunmamıştır, okuyacak derman kalmadı bende bu gün. Yazıda yanlışlar varsa, onu hatalarıyla sevin, yok batırmışsam, daha da iyi, Twitter’a malzeme çıktı işte. Bir de, Boxxy ne sevimli yaa. Ne tatlı yaa. Böyle bir insan değilim ben, böylesini de görmedim, süper. Arkaplan şarkısı: Rammstein – Sonne ve Engel. (Yazının geneliyle hiç bir alakası olmayışına dikkat),

PS #2: Bu sefer amma uzun yazmışım, bu ne oolum? İnsan okuyacak bunu insan. tl;dr :P