﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Aranel Surion&#039;un Blogu &#187; tanıtım</title>
	<atom:link href="http://www.aranelsurion.org/etiket/tanitim/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.aranelsurion.org</link>
	<description>Bilişim dünyasını kucaklayan blog.</description>
	<lastBuildDate>Sun, 08 Jan 2012 23:02:49 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	
		<item>
		<title>don&#8217;t take it personally, babe, it just ain&#8217;t your story</title>
		<link>http://www.aranelsurion.org/2011/bilisim/dont-take-it-personally-babe-it-just-aint-your-story</link>
		<comments>http://www.aranelsurion.org/2011/bilisim/dont-take-it-personally-babe-it-just-aint-your-story#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 Nov 2011 23:44:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Aranel</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilişim]]></category>
		<category><![CDATA[ilginç]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel]]></category>
		<category><![CDATA[linux]]></category>
		<category><![CDATA[oyun]]></category>
		<category><![CDATA[tanıtım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aranelsurion.org/?p=1226</guid>
		<description><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><img class="aligncenter size-full wp-image-1231" title="screenshot1" src="http://www.aranelsurion.org/wp-content/screenshot1.jpg" alt="" width="810" height="507" /></p>
<p><em>Daha önce yine bir Christine Love oyunu olan Digital: A Love Story &#8216;den <a href="http://www.aranelsurion.org/2010/bilisim/digital-a-love-story">bahsetmiştim</a> blogumda, onu oynamadıysanız neler kaçırdığınızı anlatmaya kelimeler yetmez. Christine Love kimdir, nasıl oyunlar yapar ondan bahsedeyim. Bu tarz oyunların adı Visual Novel (Görsel Roman), yani spesifik bir olay akışı, bir mesaj ve verilmek istenen bütün bir efekt var, amacınız en yüksek skoru yapmak gibi birşey değil, hatta bu oyunların kontrolü çoğunlukla sizde bile değil.</em></p>
<p>Don&#8217;t take it personally babe (kısaltarak yazacağım), 2027&#8242;de yeni atanmış, pek de başarılı bir hayatı olmayan, orta yaş krizi etkisinde kariyer değişikliği ve başarısız 2 evliliğin sonucu bir öğretmensiniz, 2027&#8242;nin gençleri de, okul mantığı da biraz daha farklı tabii. Öğrencilerin size karşı ve birbirlerine karşı tavrı çok daha, nasıl desem, serbest. Sosyal medya ve mimlerle yaşıyorlar, referanslar ve kısaltmalarla konuşmayı seviyorlar, çok da anlamayacağınız, biraz yabancı hissettirecek bir toplumdasınız, yeni kafalar ve yeni tipler var. Lezbiyen ve gay ilişkilerini rahatlıkla sürdüren öğrencileriniz (Love&#8217;un kendisi de lezbiyen ya da bu konularda &#8220;rahat&#8221; bir insandı yanılmıyorsam) var mesela, herşey bugünü andırıyor ama tam olarak oraya oturmadığınızı, karşınızdaki sınıfın sizinle aynı çağda yaşamadığını da hissediyorsunuz. Peki oyunda bir karakterseniz, karakterlerin birbirleriyle ilişkisini ve bu yeni doğan toplumu nasıl anlayacaksınız? İşte burada devreye, hikayeye  tamamen yeni bir boyut kazandıran bir kavram giriyor: sosyal medya.</p>
<p>Tüm öğrencileriniz AmieConnect adında Facebook türevi bir ağda takılıyorlar, bu ağ sadece okul öğrencileri için ve onlar kullanıyor, hem de sürekli. Günümüzün elinden iPhone&#8217;u düşmeyen gençleri, burada artık sınıflarda bile sürekli iş başındalar. Bilmedikleri şeyse, sizin onların durum mesajlarını, profillerini ve özel mesajlaşmalarını okuyor olduğunuz. Sınıfa ilk girdiğinizde &#8220;Yeni gelen hoca taş gibi!&#8221; minvalinde bir durum mesajını gördüğünüzde şaşırmayın diye söylüyorum, hikayenin her anında öğrencilerinizin AmieConnect&#8217;lerini izleyebiliyorsunuz, birbirleriyle olan dramalarını, aşklarını, kavgalarını görüyorsunuz, bir yandan da hikaye devam ediyor ve bunların hikayedeki size yansımasını görüyorsunuz. Çok orijinal bir hikaye anlatımı değil mi? Aynı zamanda orijinal bir &#8220;sapık&#8221; oluyorsunuz bu hikayede. Dahası, hikayenin belli yerlerinde karar vermeniz gereken dönemeçlere geliyorsunuz, bunlar hakkında konuşarak hikayeyi batırmak istemiyorum ama büyük kararlar vereceğinizi ve bazı karşılıklar alacağınızı bilmelisiniz, hikaye de sizin bu kararlarınıza göre şekilleniyor. Her bir karakterin kendine göre bir tarzı, tercihleri ve hikayesi var, Kendall gerçek bir baş belası/serseriyken, Taylor kaybettiği erkek arkadaşını yeniden kazanmak için her yolu denemeye hazır. Don&#8217;t take it personally babe &#8216;de merkezi bir ahlak kriteri, &#8220;doğru yol&#8221;  bulamayabilirsiniz, belki de hikaye, paralel bir evrende &#8220;almak istediğiniz ama alamadığınız kararları&#8221; aldırmak istiyordur, kim bilir?</p>
<p>Aynı Digital&#8217;de yaptığım gibi, çok anlatarak hikayeyi mahvetmek istemediğim için kısa kesiyorum yine. Don&#8217;t take it personally babe, bir Digital değil, ne format ne hissiyat olarak. Çok daha farklı bir dünyayı, olasılığı yaşıyor, o dünyada bir karakter olarak aldığınız kararların sonuçlarını yaşıyor ve her karakterin hayatını resmen röntgenliyorsunuz.  Her anlamda orijinal, farklı ve yaratıcı bir deneyim bu, günümüz kriterleriyle biraz da &#8220;hastalıklı&#8221; belki de, ancak kesinlikle farklı. Hikayenin size pek çok konuda pek çok mesaj vermeye çalıştığını, gizliliği, geleceği, resmiyeti, arzuları, iyi ya da kötü olacağı belli belirsiz bir toplum modelini anlatıyor size. Oynarken unutmayın, <em>bu sizin hikayeniz değil.</em></p>
<p>Oyun, Windows, MacOSX ve GNU/Linux platformları için ücretsiz <a href="http://www.scoutshonour.com/donttakeitpersonallybabeitjustaintyourstory/">dağıtılıyor.</a></p>
<hr /><h2>İlgili Yazılar:</h2><ul><li><a href="http://www.aranelsurion.org/2010/bilisim/digital-a-love-story" rel="bookmark" title="Permanent Link: Digital: A Love Story">Digital: A Love Story</a></li></ul><hr /><small>2007 - 20xx<br /> Aranel Surion'un Blogu. (Dijital Parmakizi:<br /> c073d28377f852746662bb706db575c6)</small>]]></description>
		<wfw:commentRss>http://www.aranelsurion.org/2011/bilisim/dont-take-it-personally-babe-it-just-aint-your-story/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Akıllı Kol Saatleri</title>
		<link>http://www.aranelsurion.org/2010/bilisim/akilli-kol-saatleri</link>
		<comments>http://www.aranelsurion.org/2010/bilisim/akilli-kol-saatleri#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 24 Dec 2010 22:57:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Aranel</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilişim]]></category>
		<category><![CDATA[ilginç]]></category>
		<category><![CDATA[tanıtım]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aranelsurion.org/?p=1023</guid>
		<description><![CDATA[<p><em>Daha önce SE MBW-150 Executive incelemesi <a href="http://www.aranelsurion.org/2010/bilisim/sony-ericsson-mbw-150-n900-uzerinde-openwatch-incelemesi">yapmıştım</a>, Engadget&#8217;da bu sıralar ardı ardına yeni saatler görünce hepsini derleyip ufak bir özet çıkarmak istedim, unuttuklarım ya da bahse değer görmediğim ürünler olmuş olabilir, altına yorum olarak girebilirsiniz. Bulabildiğim farklı saatleri tanıtmaya çalıştım, aralarında telefonla beraber, yarı-ayrı veya tamamen kendisi telefon gibi çalışan modeller mevcut, benim daha çok önerdiklerim Sony Ericsson olanlar, SE bu işi uzun süredir yapıyor ve ortaya becerikli ürünler çıkartıyor, tabii yazıyı okuduktan sonra kararı yine kendiniz vereceksiniz <img src='http://www.aranelsurion.org/wp-content/plugins/smilies-themer/Silk/emoticon_smile.png' alt=':)' class='wp-smiley' /> <br />
</em></p>
<p><strong>SE MBW-150 Executive Edition</strong><br />
<img class="alignleft" src="http://www.aranelsurion.org/wp-content/20100906_001-300x225.jpg" alt="" width="220" height="165" />En üste bunu aldım çünkü bunu kullanıyorum <img src='http://www.aranelsurion.org/wp-content/plugins/smilies-themer/Silk/emoticon_smile.png' alt=':)' class='wp-smiley' /> Detaylı bir incelemesini zaten <a href="http://www.aranelsurion.org/2010/bilisim/sony-ericsson-mbw-150-n900-uzerinde-openwatch-incelemesi">yapmıştım</a>, özete dahil etmek gerekirse; MBW-150 hemen her telefonla uyumlu Bluetooth mesaj/arama/bilgi gösterme, arama reddetme,  medya oynatıcı yönetme (durdur/çal/ses),  şarkı bilgileri, senkronlu dijital saat/tarih, titreşimli uyarı, suya dayanıklılık, hırsız alarmı gibi özelliklere sahip çok şık bir kol saati, yaklaşık 7+7 gün batarya süresine sahip ve Executive dışında iki farklı modeli daha mevcut. Üstelik ekranında istediğiniz her metni gösterebildiğiniz için telefon üzerinde geliştirdiğiniz uygulamalarla işlevler arttırılabiliyor, farklı MBW-150 bağlantı yazılımları farklı ve ekstra işlevler bulundurabiliyor. (Uygulama başlatma,API,Değiştirilebilir Ana Ekran,Batarya Gösterme). Fiyatı Amazon&#8217;da 210 TL.</p>
<p><br />
<strong>Sony Ericsson LiveView</strong><br />
<img class="alignleft size-medium wp-image-1030" title="Sony_Ericsson_LiveView_13_inch_Android_Device_Satiates_Your_Android_Craving" src="http://www.aranelsurion.org/wp-content/Sony_Ericsson_LiveView_13_inch_Android_Device_Satiates_Your_Android_Craving-300x213.jpg" alt="" width="219" height="155" />Muhtemelen bu listedeki en kapsamlı özelliklere sahip bu ürün aslında tam bir saat değil, ancak yanında gelen bandıyla bir saate çevrilebiliyor, maalesef bu band pek tarz sahibi bir görüntüye de sahip değil. Fonksiyonları arasında RSS,Twitter,Facebook,Takvim eklentilerle geliştirilebilme, medya kontrolü, titreşim, telefonu bulma gibi ilginç özellikler var, eklentilerle eklenebilen özellikler arasında Hava Durumu, Gmail, Sahte Arama mevcut ve daha fazlasının eklenmesi de muhtemel. Ekranı maalesef sürekli saati göstermiyor ve bekleme moduna geçiyor, batarya da yalnızca bir kaç gün idare edebiliyor. LiveView şimdilik sadece belirli cihazlarla çalışıyor ve karmaşık yapısından dolayı da yakın gelecekte desteği artacak gibi durmuyor. Özelliklerinin yanında bir çok eleştiri de alan LiveView, yine  de ilgi çekici bir ürün, Engadget üzerinde yeterince detaylı bir incelemesi de mevcut.  Fiyatı ise sadece 90 dolar.</p>
<p><strong>iPod Nano</strong><br />
<img class="alignleft size-medium wp-image-1031" title="ipodwatchlarge1" src="http://www.aranelsurion.org/wp-content/ipodwatchlarge1-300x225.jpg" alt="" width="212" height="159" />Aslında bir mini müzik çalar olan iPod Nano, saat olarak kullanılmasını sağlayan kemerler piyasaya sürüldükten sonra kısa süre içinde ilginç bir alternatif haline geldi, tabii bunda üstünde Apple yazan her şeyi satın alan kitlenin de etkisi yadsınamaz. iPod Nano, diğer bir çok akıllı saatin aksine Bluetooth üzerinden bildirim, uzaktan yönetim gibi fonksiyonlara sahip değil, saati sürekli gösteremiyor ve genel akıllı saat fonksiyonlarına sahip değil, ancak &#8220;saat&#8221; uygulamasına sahip olmasını bir artı kabul edebiliriz. Bunun yanında 8~16 GB kadar alana sahip, müzik/resim oynatabiliyor (doğal olarak), dokunmatik ekranlı ve aslında Apple %99 ihtimalle asla kullanmayacak olsa da (iWatch yapıp satmak varken) epeyce bir potansiyele de sahip. 8 GB&#8217;lık sürümü 140 dolara Amazon&#8217;da satılan bu ürünü, tüm popülaritesine rağmen ölecek derecede taşınabilir müzik çalara ihtiyacınız yoksa ve arada saat de yaparım demiyorsanız pek öneremiyorum, 140 dolara öküz alırız, iPod Nano&#8217;dan da güzel görünür.</p>
<p><strong>LG Prada Link</strong><br />
<img class="alignleft size-medium wp-image-1033" title="dsc04144a" src="http://www.aranelsurion.org/wp-content/dsc04144a-300x224.jpg" alt="" width="181" height="135" /></p>
<p>LG&#8217;nin Prada II ile birlikte kullanılmak üzere çıkardığı (smartwatchm uygulaması ile şuan WinMe gibi sistemleri de destekleyen) Prada Link, hakkında fazla konuşulmayan ancak hoş bir akıllı saat. Özellikleri arasında, Arama gösterme, Arama kaydı, SMS gösterme, Alarm, Dünya Saati, Kronometre ve 120x56px ekran mevcut, ayrıca titreşim, sesli uyarı ve deri band da yanında geliyor.  2 Gün Batarya süresi can sıkıcı derecede az ve ürün saatten başka her şeye az çok benziyor olsa da, tarz sahibi bir geek için alınabilir. Fiyatı maalesef özelliklerinin çok üstünde, tam 250 dolara Amazon &#8216;da alıcı buluyor. (Ya da muhtemelen o fiyata alıcı bulamıyor..)</p>
<p><strong>Swap Rebel</strong><br />
<img class="alignleft size-medium wp-image-1034" title="swap-rebel" src="http://www.aranelsurion.org/wp-content/swap-rebel-300x300.jpg" alt="" width="154" height="154" /></p>
<p>Swap Rebel, adı pek duyulmamış ve yeni çıkan bir kol saati/telefon melezi. Görünümü pek de şık olmayan (kişisel kanaatim: berbat) bu saatin özellikleri ise epey etkileyici, diğer akıllı saatlerin aksine quad-band GSM sunuyor olması önemli (ancak okula telefon sokmaya çalışma yaşını geçtiyseniz çok da değil), USB portuna sahip, 1.46 inş renkli dokunmatik ekran,  kamera gibi özelliklerin yanında MP3 ve MP4 de oynatabiliyor, ancak hafızası sadece 2GB. Tabii bu alan microSD üzerinden arttırılabiliyor.  Saatin aynı zamanda FM Radio, Bluetooth kulaklığa ses gönderme gibi özellikleri de mevcut. Dizaynı oldukça kötü ancak telefon olma, FM Verici, Kamera gibi özellikleriyle sıyrılan bu saat yaklaşık 300 dolara mal oluyor.</p>
<p>Sonuç olarak, saatlerin hepsi hoş, tercih etmek ise size kalmış. Bazıları telefonla bağlantılı çalışırken bazıları tamamen ayrı, hatta kendileri birer telefon olarak çalışabiliyorlar. Ben daha &#8220;etkili&#8221; bir görünüşe ve istediğim fonksiyonlara sahip olduğu için MBW-150 kullanıyorum, ancak daha kompleks saatler isteyen kullanıcılar şanslarını LiveView&#8217;da deneyebilirler, ancak daha sonra kötü sürprizler yaşamamak için mutlaka Engadget incelemesini dikkatle okumalısınız. Yine daha çok &#8220;saate benzeyen&#8221; ancak daha geniş ekranlı Prada Link gibi geniş ekranlı alternatifler de mevcut, ancak Prada Link&#8217;in yüksek fiyatı herkes için ideal olmayabilir. Yine Swap Rebel kötü bir saat ancak pratik bir telefon olabilir.</p>
<p>Bunlar dışında çin malı video gösteren ya da GSM özellikli ancak vasat saatler de mevcut, bunları listeye dahil etmedim, zira hepsini gittigidiyor &#8216;da bir aramada bulabilirsiniz ve büyük bir çoğunluğu aldığınıza değmeyecektir. İmkanınız varsa bu saatlerin oldukça pratik ve hayatınızı çok daha kolaylaştırdığını söyleyebilirim, fiyat aralığı $90 ~ $300 arasında değişiyor, ancak ürünlerin kaliteleri fiyatlarıyla doğru orantılı da değil, bu noktada yukarıdaki özetlere bakmanız ve almaya karar verdiğiniz ürünün mutlaka incelemesini okumanız gerekiyor.</p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<hr /><h2>İlgili Yazılar:</h2><ul><li><a href="http://www.aranelsurion.org/2007/bilisim/youtubeye-2ci-dava" rel="bookmark" title="Permanent Link: YouTUBE&#8217;ye 2.ci Dava">YouTUBE&#8217;ye 2.ci Dava</a></li><li><a href="http://www.aranelsurion.org/2009/bilisim/logitech-servis-deneyimim" rel="bookmark" title="Permanent Link: Logitech Servis Deneyimim">Logitech Servis Deneyimim</a></li><li><a href="http://www.aranelsurion.org/2008/linux-dunyasindan/nvidia-18006-beta-surucusu" rel="bookmark" title="Permanent Link: NVIDIA 180.06 BETA Sürücüsü">NVIDIA 180.06 BETA Sürücüsü</a></li><li><a href="http://www.aranelsurion.org/2010/bilisim/digital-a-love-story" rel="bookmark" title="Permanent Link: Digital: A Love Story">Digital: A Love Story</a></li><li><a href="http://www.aranelsurion.org/2009/kisisel-bolge/iyi-ki-dogdun-darwin" rel="bookmark" title="Permanent Link: İyi ki doğdun Darwin!">İyi ki doğdun Darwin!</a></li></ul><hr /><small>2007 - 20xx<br /> Aranel Surion'un Blogu. (Dijital Parmakizi:<br /> c073d28377f852746662bb706db575c6)</small>]]></description>
		<wfw:commentRss>http://www.aranelsurion.org/2010/bilisim/akilli-kol-saatleri/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İzlenesi Animeler</title>
		<link>http://www.aranelsurion.org/2010/kisisel-bolge/izlenesi-animeler</link>
		<comments>http://www.aranelsurion.org/2010/kisisel-bolge/izlenesi-animeler#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 12 Jul 2010 02:09:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Aranel</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kişisel Bölge]]></category>
		<category><![CDATA[anime]]></category>
		<category><![CDATA[film]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel]]></category>
		<category><![CDATA[tanıtım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aranelsurion.org/?p=935</guid>
		<description><![CDATA[<p>Anime izlemeye daha yeni başladım sayılır ama şimdiden bir çok güzel seriyi bitirecek vaktim oldu, bazı seriler o kadar eğlenceli, bazıları o kadar derin oluyor ki çizgilerle anlatılabilen hikayelere şaşırıp kalıyorsunuz, sanat işte böyle bir şey olmalı. Hangi medyanın üzerine durduğuyla değil içeriğiyle sanat. Eğer siz de benim gibi 300-500 bölümlük devasa serileri takip edecek vakit bulamıyorsanız, denemenizi önereceğim bir kaç güzel anime var burada: </p>
<p><strong>1. Death Note:</strong> Daha önce buna bir yazı ayırmıştım hatta. Kesinlikle izlenmesi lazım. Sebepleri de <a href="http://www.aranelsurion.org/2010/kisisel-bolge/death-note">burada.</a><br />
<strong>2. Elfen Lied:</strong> Fantastik, kısa ve eğlenceli bir anime. Kafa bulandırmadan, anlatmak istediğini anlatıp gidiyor. Sonu için bile izlenebilir.<br />
<strong>3. Serial Experiments Lain:</strong> Bunu üçüncülüğe düşürmemin tek sebebi kafa kaynatıcı olması. İlginizi vermezseniz ya da anlatmak istediği konuya ilgi duymuyorsanız 10 küsür bölümü bitirip &#8220;ee neydi lan bu?!&#8221; diye kalabilirsiniz. Yok benim izlediğim anime bana da bir şeyler katmalı, tasarımıyla alkış toplamalı diyorsanız mutlaka izlemeniz gerekiyor.<br />
<strong>4. School Days:</strong> Kategori dışı diyeyim buna. Tür olarak Drama,Ecchi ve Komedi diyebiliriz zira kısa sürmesine rağmen 2-3 bölümde bir resmen tür değiştiriyor School Days. Önce komik, sonra Ecchi ve sonra da dramatik bir kapanışla bitiyor. Bir kaç bölümü hariç de sıkmıyor üstelik, sadece karakterleri için bile izlenir. (Setsuna <3)<br />
<strong>5. Shuffle!:</strong> Bunun henüz başlarındayım ama gidişata bakarak diyebilirim ki, kafa dağıtmak için Shuffle. Hatta ağır bir animeyle arka arkaya koyarsanız en iyisi. Fazla düşündürmeden, yormadan, mantık aratmadan güldürüp eğlendirip gidiyor Shuffle. Karakterlerinin çok ilgimi cezbettiklerini söyleyemeyeceğim ama, aralarındaki ilişkileri falan takip edebilirsiniz. Ya da en güzeli fazla sallamayıp kafa dinlendirici olarak kullanabilirsiniz.</p>
<p>Halen bu güzelliklerle tanışmadıysanız geç kalmış değilsiniz. İzlemek için sizden ekstra bir birikim, japon kültürüne derin bir ilgi de istenmiyor üstelik, hepsi kendi çapında oldukça rahat izleniyor, detaya boğarak öldürmüyor. Ben izlemek için Animefreak.tv adresini kullanıyorum, mümkünse İngilizce dilde izlemeye çalışın, diğer dillerdeki (ve Türkçe&#8217;deki) çeviriler rezil rezil ve rezil olabiliyor.</p>
<p><strong>Konu-dışı:</strong> Kaçırdınız ama, oyunlarla ilgilenenler Steam Summer Sale&#8217;dan umarım bir şeyler kapabilmiştir. Ben epey bir şey kaptım, 5-10 dolara harika şeyler sattılar. Steam&#8217;i izleyin, haberiniz olsun, bence.</p>
<hr /><h2>İlgili Yazılar:</h2><ul><li><a href="http://www.aranelsurion.org/2008/kisisel-bolge/dunden-bugune-iran" rel="bookmark" title="Permanent Link: Dünden Bugüne İran">Dünden Bugüne İran</a></li><li><a href="http://www.aranelsurion.org/2008/kisisel-bolge/kuran-dan-inciler" rel="bookmark" title="Permanent Link: Kur&#8217;an &#8216;dan Inciler">Kur&#8217;an &#8216;dan Inciler</a></li><li><a href="http://www.aranelsurion.org/2010/kisisel-bolge/animeler-angel-beats-hotd-chobits" rel="bookmark" title="Permanent Link: Animeler: Angel Beats, HotD, Chobits">Animeler: Angel Beats, HotD, Chobits</a></li><li><a href="http://www.aranelsurion.org/2011/kisisel-bolge/animeler-suzumiya-haruhi-no-yuuutsu-lovely-complex-ve-welcome-to-the-nhk" rel="bookmark" title="Permanent Link: Animeler: Suzumiya Haruhi no Yuuutsu, Lovely Complex ve Welcome to the NHK">Animeler: Suzumiya Haruhi no Yuuutsu, Lovely Complex ve Welcome to the NHK</a></li></ul><hr /><small>2007 - 20xx<br /> Aranel Surion'un Blogu. (Dijital Parmakizi:<br /> c073d28377f852746662bb706db575c6)</small>]]></description>
		<wfw:commentRss>http://www.aranelsurion.org/2010/kisisel-bolge/izlenesi-animeler/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Death Note</title>
		<link>http://www.aranelsurion.org/2010/kisisel-bolge/death-note</link>
		<comments>http://www.aranelsurion.org/2010/kisisel-bolge/death-note#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 20 Jan 2010 02:20:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Aranel</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kişisel Bölge]]></category>
		<category><![CDATA[film]]></category>
		<category><![CDATA[ilginç]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel]]></category>
		<category><![CDATA[tanıtım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aranelsurion.org/?p=812</guid>
		<description><![CDATA[<p><img class="alignleft" src="http://images1.fanpop.com/images/photos/2400000/Kira-death-note-2405265-800-600.jpg" alt="" width="288" height="216" />Ey Anime izlemeyenler! Titreyin ve kendinize gelin, az önce belki de son yılların en iyi yapımlarından birinin sonunu izleme fırsatım oldu, ve içtenlikle söyleyebilirim ki, çok az yapım beni Death Note kadar etkileyebildi. Sadece 37 bölüm (ve 3 film, muhtemelen WB tarafından berbat edilmiş olsalar da. Henüz izlemedim onları) olması sorun değil, Death Note sadece iki bölümde başlayıp, daha ortalarda her şeyin değiştiği, değişime izleyiciyi de katan ve son bölüme kadar sonunu tahmin etmenin mümkün olmadığı türden bir anime.</p>
<p><strong>Bu yazı çok ağır olmayan bazı spoiler bilgiler içerebilir. Uyarmadı demeyin.</strong></p>
<p></p>
<p>Neresinden başlasam bilemiyorum, en iyi konuya bir özet geçeyim: Bir ölüm tanrısı (Shinigami) ölüm tanrıları dünyasından çok sıkılır ve defterini dünyada rastgele bir yere gönderir, defteri bulan Yagami Light, toplumun gittikçe çürümesinden, suçlardan ve adaletsizlikten bezmiş bir lise öğrencisidir. Defteri merak edip dener ve işe yaradığını farkeder, Artık Light, kısa süre içinde Kira olarak tanınacak -ve hatta tapılacak bir katil haline gelmiştir, ve suç işleyen herkesi acımasızca cezalandırmakta, defterin gücünü kullanarak onları öldürmektedir, böylece, bir gün hayalini kurduğu ve kendisi tanrı olacağı yeni bir düzeni kurabilecektir. Ancak, suçluların bir anda rastlantısal bir şekilde ölmeye başlamadığını elbette polis de farkeder, ve bu sıradışı suçluyu yakalamak için sıradışı birinden yardım ister: L. L, polisin asla çözemediği suçları kolayca çözen, kendileri halledemedikleri davaları son çare olarak taşıdıkları efsanevi bir karakterdir, gerçek ismini ve yüzünü kimse bilmez. Kira, peşine düşen bu son derece zeki ve açık görüşlü kişiden kurtulabilmek için onun adını bilmeli ve yüzünü görmelidir. Death Note, uzun bir süre hep bu iki güç arasındaki savaşı, adalet anlayışlarındaki farklılığı ve kolayca kullanılıp atılan insanları işler.</p>
<p>Death Note&#8217;u mükemmel yapan şey, sadece farklı hikayesi olamaz. Bence asıl harika yaptıkları olay, karakterlerdeki &#8220;gerçeklik&#8221; hissiyatı ve zaten ilginç bir hikayenin ele alınış biçimidir. Hikaye boyunca Misa&#8217;dan Mello&#8217;ya bir çok karakteri tanırız ve tanıdıklarımızın bir çoğu da ölür-bu konuda Kurtlar Vadisi ile yarışır diyebilirim- ve her bir ölenin arkasından hep en az 5 saniyelik bir &#8220;daha neler ya..&#8221; tepkisi verilir. Daha da güzeli, hikaye boyunca kimin haklı kimin haksız, kimin doğru kimin yanlış olduğu tamamen izleyicinin anlayışına bırakılır. Kira, kendisine göre haklıdır, çünkü Dünya çürümektedir ve büyük bir güce sahip birinin bu konuda hiç bir şey yapmaması düşünülemez. L de haklıdır; çünkü toplumun kaderi, masumluk ve suçluluk bir kişinin anlayışına emanet edilemeyecek kadar değerlidir. Ryuk muhtemelen en haklısıdır, zirâ onun için önemli olan sadece elma yemek ve insanların birbirine düşmesini keyifle seyretmektir. Kira&#8217;nın nasıl bir kişilik olduğunu her geçen bölümde görmek ancak ona saygı duymamak imkansız, amacı için herşeyi, herkesi, ona en çok bağlananları ve destek verenleri, yüzünde bir gülümsemeyle silebilen bir karakterdeki adanmışlığa saygı duymamak elde değil.</p>
<p>Anime&#8217;nin bittiği şu dakikada bile, bir daha asla sevimli ve saplantılı Misa&#8217;yı, kendini düşünen Ryuk&#8217;u, Shinigami için bile fazla sevgi dolu olan Rem&#8217;i, oğluna olan güvenini bir an bile kaybetmeyen Light&#8217;ın babasını, sevgi dolu kardeşini ve daha bir çoklarını bir daha asla göremeyecek olduğumu bilmek, ve buna üzülmek (işin gerçeği, gerçek hayatta gün içinde bir düzine insanla tanışabiliyorum ve herhangi birini bir ömür görmemek hiç de umrumda olmazdı) çok garip.</p>
<p>Animelerle çok alakam olmadığından olabilir, bir çizgifilmin-halen animeye çizgifilm demekten de hoşlanmıyorum, o ayrı- beni doğru ve yanlış üzerine düşündürebileceği ve bir karakterle kendimi bu kadar özdeşleştirebileceğimi (Ryuk. Ancak hikayede çok etkisi olmadığından, Kira da yeterli.) hiç sanmazdım, bundan önceki son izlediğim anime One Piece&#8217;di ve başlardaki gazdan sonra, yaklaşık bir 10-20 bölüm içinde son derece sıkıcılaşmıştı. İçinde bu kadar polisiye unsur barındıran bir animeden beklediğiniz, kan gövdeyi götüren aksiyon sahneleri olur muhtemelen, oysa ki 37 bölümde aklıma gelen aksiyon sahnesi sayısı bir elin parmakları etmez, tüm güç savaşı karakterler arasındaki düşünce savaşıdır. Light, L&#8217;in kendisinden kuşkulanmasının önüne geçmeye çalışırken (bu konuda epey beceriksiz olması ayrı) , L, Kira&#8217;nın kim olduğunu bulmak için sadece çok ufak bir kanıta ihtiyaç duyar ve bunun peşindedir.</p>
<p>Death Note, işte tam bu yüzden, ancak belki daha da fazla şey yüzünden harika, ve işte bu yüzden izlemeli, ona bir şans vermeli, her karakteri ayrı ayrı anlamaya çalışmalısınız. Kira&#8217;nın yakalanmaktan kıl payı kurtulduğu anları, poker oyuncularını gıpta ettirecek yeteneklerini hayretle seyretmelisiniz, DN&#8217;i mükemmel yapan ayrı ayrı belirtip, çünkü arkaplan müziklerinin harika olması, çünkü Misa&#8217;nın tek başına bir sebep olması, çünkü harika karakterleri, çünkü ilginç senaryosu, çünkü gerilimi, çünkü..  gibi bir çok şey değil, bunun oluşturduğu bütünlük hissi. Belki de hikayenin sonundaki toplama amaçlı bir kaç müdahale-ki sinir bozucuydu kabul etmeliyim- ufak bir leke olmuş olabilir bu yapımda, ancak zaten dört dörtlük olsaydı insan yapımı olamazdı. Death Note mükemmel, çünkü bana bu saatte bu yazıyı yazdırdı. Yetmez mi?</p>
<p>İlgilendiyseniz ve izlemek istiyorsanız ben şurada izledim: animefreak.tv adresinde. İngilizce dublajlı veya İngilizce/Türkçe altyazılı seçenekler mevcut, eğer yabancı diliniz varsa lütfen Türkçe altyazı tercih etmeyin, Ingilizce olanı çok daha iyi, yoksa en az bir kaç sahnede önemli detayları kaçıracaksınız demektir, uyarmadı demeyin. Bunun gibi başka harika anime veya film olarak önerileriniz varsa bana da ulaştırın ki ben de onları izleme şansına kavuşabileyim.</p>
<div id="_mcePaste" style="overflow: hidden; position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px;">
<p><img class="alignleft" src="http://images1.fanpop.com/images/photos/2400000/Kira-death-note-2405265-800-600.jpg" alt="" width="320" height="240" /></p>
<p><strong>Bu yazı çok ağır olmayan bazı spoiler bilgiler içerebilir. Uyarmadı demeyin.</strong></p>
</div>
<hr /><h2>İlgili Yazılar:</h2><ul><li><a href="http://www.aranelsurion.org/2010/kisisel-bolge/izlenesi-animeler" rel="bookmark" title="Permanent Link: İzlenesi Animeler">İzlenesi Animeler</a></li><li><a href="http://www.aranelsurion.org/2012/kisisel-bolge/death-feels-like-the-butterfly" rel="bookmark" title="Permanent Link: Death feels like the butterfly">Death feels like the butterfly</a></li><li><a href="http://www.aranelsurion.org/2010/kisisel-bolge/tasindim" rel="bookmark" title="Permanent Link: Taşındım (:">Taşındım (:</a></li></ul><hr /><small>2007 - 20xx<br /> Aranel Surion'un Blogu. (Dijital Parmakizi:<br /> c073d28377f852746662bb706db575c6)</small>]]></description>
		<wfw:commentRss>http://www.aranelsurion.org/2010/kisisel-bolge/death-note/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nokia N900 İncelemesi</title>
		<link>http://www.aranelsurion.org/2010/bilisim/nokia-n900-incelemesi</link>
		<comments>http://www.aranelsurion.org/2010/bilisim/nokia-n900-incelemesi#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 16 Jan 2010 22:42:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Aranel</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilişim]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel]]></category>
		<category><![CDATA[linux]]></category>
		<category><![CDATA[maemo]]></category>
		<category><![CDATA[mobil]]></category>
		<category><![CDATA[tanıtım]]></category>
		<category><![CDATA[telefon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aranelsurion.org/?p=718</guid>
		<description><![CDATA[<p><img class="alignleft size-medium wp-image-733" title="Nokia-N900" src="http://www.aranelsurion.org/wp-content/Nokia-N900-300x184.jpg" alt="" width="265" height="162" /><em>Nokia N900 ve Maemo 5 hakkında bir inceleme yapacağımı söylemiştim, yeni oyuncağım geldiğinden beri bir gün bile ayrı düşmüyoruz, ben de ona gereken sevgiyi veriyorum tabii. N900, AIO (Herşey Dahil?) diyebileceğimiz akıllı telefon türüyle, Internet Tablet melezi bir cihaz, ya da Nokia&#8217;nın tabiriyle mobil bilgisayar. 3G, GPS, 5mp Kamera gibi bütün Akıllı telefonların yanı sıra, sağlam bir donanım ve eşsiz bir işletim sistemiyle (değineceğim), piyasada bu sıfatın hakkını en iyi verebilecek cihazlardan olduğunu söyleyebiliriz. Henüz Türkiye&#8217;ye gelmediğinden-ve gelmeyeceği tahmin edildiğinden- bir incelemesi yoktu, eksik kalmasın =)</em></p>
<p><em><br />
</em></p>
<p><br />
<strong>İlk bakışta</strong></p>
<p>İsterseniz özelliklere önce  bir özet halinde bakalım:</p>
<ul>
<li> 3.5 inç dokunmatik geniş ekranda, 800 × 480 çözünürlüğe sahip.</li>
<li> GPS, A-GPS ve Hücre-tabanlı receiverlar üzerinden konumlama desteği mevcut. Geotagging yapabiliyor, Ovi Maps kurulu geliyor.</li>
<li> 3.5mm AV konektor, TV out(PAL/NTSC), Micro-USB konektorü, Bluetooth 2.1 (Stereo kulaklık destekli), FM verici, Infrared portu. FM alıcı. (ekstra yazılım gerekiyor alıcı için)</li>
<li> BL-5J 1320mAh batarya.</li>
<li> 5 megapiksel kamera (2584 x 1938 piksel), CMOS sensörü, Carl Zeiss, Tessar lens. 3X dijital yakınlaştırma. Autofocus özelliği. Çift LED flaş. Yatay hizalama ve farklı çekim modları.</li>
<li> 16:9 Geniş ekran. 848X480 piksele kadar video kayıt etme(max. 25Fps)</li>
<li> .wav,.mp3,.AAC,.eAAC,.wma,m4a gibi dosya formatlarını kullanabilen Maemo medya oynatıcısı. (bunlara .ogg gibi bir çokları da eklendi ve ekleniyor) Entegre FM vericisi.</li>
<li> TI OMAP 3430: ARM Cortex-A8 600 MHz işlemci. OpenGL ES 2.0 destekli PowerVR SGX GPU. 1 GB&#8217;a kadar uygulama belleği. (256 MB RAM, 768 MB NAND)</li>
<li> 110.9 x 59.8 x 18 (en kalın parçası 19.55) mm boyutlar. Yaklaşık 181g ağırlık.</li>
<li> 32 GB dahili hafıza, 16 GB microSD kart desteği.</li>
<li> Tam QWERTY donanımsal klavye.</li>
<li> Quad-band GSM EDGE 850/900/1800/1900 &amp; WCDMA 900/1700/2100 MHz</li>
<li> GPRS class A, multislot class 32, maximum speed 107/64.2 kbps (DL/UL) EDGE class A, multislot class 32, maximum speed 296/177.6 kbps (DL/UL) WCDMA 900/1700/2100. Maximum speed PS 384/384 kbps (DL/UL) HSPA 900/1700/2100. Maximum speed PS 10/2 Mbps (DL/UL) WLAN IEEE 802.11b/g</li>
<li> GNU/Linux üzerinde Maemo 5 işletim sistemi. Mozilla tabanlı Maemo tarayıcısı, Adobe Flash 9.4 desteği ve tam ekran tarama.</li>
<li> Accelometer sensörü.</li>
</ul>
<p>Unuttuklarım varsa, Nokia&#8217;nın sitesindeki listeden takip edebilirsiniz. Cihaz oldukça “kalabalık” olduğundan bazı özellikleri unutmak, hiç farketmemek muhtemel. N900&#8242;ün en büyük kozlarından biri, 600Mhz işlemcisi ve 1GB uygulama belleği üzerinde çalıştırdığı Maemo 5 işletim sistemi. Daha detaylı olarak ileride değineceğim.</p>
<p><strong>Nasıl alırız?</strong><br />
Bu konuda bazılarının kafası oldukça karışık olduğundan, hemen bu sorunu aradan çıkartmamız en iyisi. Eğer bu konuyu dert edinmiyorsanız bir sonraki konu başlığına atlayabilirsiniz. Nokia N900, diğer Nxxx serisi cihazlarda olduğu gibi Türkiye&#8217;de satılmıyor ve satılmayacağı söyleniyor, cihazın zaten Türkçe dil desteği de yok. (Ancak topluluk tarafından-hatta bizzat, ben- geliştirilen bir yama var ve yakında sürülmesini umuyoruz)</p>
<p>Bu da Türkiye&#8217;den resmi olarak almanız mümkün değil demek oluyor. Yurtdışından vereceğiniz siparişler gümrüğe takılabileceğinden, en makul yol yolcu beraberinde getirtmek olacaktır. Eğer bir tanıdığınıza yaptıramıyorsanız, GittiGidiyor üzerinden alabilirsiniz, GG&#8217;deki satıcılar cihazı sizin için kapınızın önüne kadar getirecek ve sadece Türkiye içindeki kargo ücretini siz ödeyeceksiniz.</p>
<p>Eğer GittiGidiyor&#8217;dan alacaksanız, alışveriş yapmadan önce Internet&#8217;ten bu servis hakkındaki rehberleri ve GittiGidiyor SSS dosyalarını okumanızı öneririm. Belki bu konuda bir yazı da yazabilirim, sonra. Ben kendiminkini mkavas rumuzlu bir GG satıcısından aldım, Birkaç günlük gecikme(yılbaşı dolayısıyla) dışında bir sıkıntı olmadığı gibi, elimdeki üründe hiçbir arıza yok ve satıcı da oldukça yardımseverdi.</p>
<p>Satın aldıktan sonra Türkiye&#8217;de kaydını 5 TL ücret karşılığı yaptırabilirsiniz, ancak 1 ay içerisinde Türkiye&#8217;ye dönmüş ve yakın zamanda başka bir telefon kaydettirmemiş birinin pasaportuna işletmeniz gereklidir. Bu işlem tamamlandığında 24/48 saat içerisinde telefonunuz “yolcu beraberinde kaydedilen imei” olarak imei.tk.gov.tr adresinde listelenecektir.</p>
<p><strong>Kutu içeriği</strong><br />
<img class="alignleft size-medium wp-image-743" title="20100116_001" src="http://www.aranelsurion.org/wp-content/20100116_001-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" />Gelelim N900&#8242;ün kutusuna. Önceki telefonum olan Nokia N96 ile kıyasladığımda, Nokia N900&#8242;de abartıdan ve reklamdan oldukça kaçınılmış bir tasarım var. Bunun cihazı daha az havalı, ancak daha ciddi gösterdiği söylenebilir. Ön taraftaki hafif N900 kabartmasını ve Nokia Nseries yazısını saymazsak, ön tarafı tamamen düz siyah.</p>
<p>Kutunun ağzını kapatan Nokia yazılı bandı tırmalayıp(başka şekilde kalkmıyor)  kutuyu açtığımızda, aynı sadelik yine devam ediyor ve sadece telefonu taşıyan ufak bir bölmenin dışında bir şey göremiyoruz. Bu bölmeyi kaldırdığımızda ise kutuyla beraber gelen içeriğe ulaşabiliyoruz:</p>
<p><em><br />
</em></p>
<p><em><br />
</em></p>
<p><em><br />
</em></p>
<ul>
<li>Nokia N900 (Şaşırdınız, değil mi?)</li>
<li> Nokia BL-5J Batarya</li>
<li> Nokia AC-10 Şarj Cihazı</li>
<li> Nokia WH-205 Stereo Kulaklık</li>
<li> Nokia CA-75U Video-out Kablosu</li>
<li> Nokia CA-146C Şarj Adaptörü (Her bölgede mevcut olmuyor, benimkinde yoktu, önemsiz bir fark. Amacı 2mm ve 3.5mm kaynakları microUSBye çevirmek)</li>
<li> Temizleme Bezi</li>
<li> Nokia CA-101 Veri Aktarım Kablosu</li>
<li> Nokia N900 Get Started Kullanım Kılavuzu ve Garanti bilgileriyle ilgili 2.ci kılavuz</li>
</ul>
<p>Kutu içeriği alınan bölgeye göre ufak değişiklikler gösterebiliyor, bazılarında ekstra bir çevirici varken diğerlerinde olmuyor, ancak bu çok da önemli değil, eksikliğini hissetmeyeceğiniz bir fark.</p>
<p><img class="alignnone size-medium wp-image-745" title="20100116_002" src="http://www.aranelsurion.org/wp-content/20100116_002-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /><br />
İçerikten biraz bahsedersek; <strong>WH-205</strong>, daha önce N96 ile kullandığım <strong>HS-45/AD-54</strong> kulaklıktan çok daha iyi. Tek eksik olarak üzerinde sadece 2 tuş bulunmasını sayabiliriz. WH-205, kulağın içine oturduğundan, çok daha kullanışlı, dış sesleri daha iyi ortadan kaldırabiliyor(HS-45 bunu asla yapamıyordu) ve daha iyi ses veriyor. Kutuda kulaklık süngerlerinin farklı boyutlarda olanları da var.</p>
<p>Temizleme bezinin Türkiye malı olmasını garipseyebilirsiniz, bana da oldukça ilginç gelmişti. Sanıyorum teknolojideki yerimiz, son model cihazlara temizleme bezi üretebilecek seviyeye gelmiş. CA-101 kablosuyla N96&#8242;da USB üzerinden şarj yapamıyordum, N900&#8242;de ise bu özellik sunulmuş, aynı anda hem aktarım hem şarj yapabiliyoruz.</p>
<p>Eğer benim gibi aldığınız şeylerin kılavuzuna meraklıysanız, kutudaki kılavuz sizi çok da tatmin etmeyecek. Zira kılavuzun amacı birkaç sayfada N900 nedir, kapağı nasıl açılır, hangi parçası nerededir bilgisinden öte bir şey vermiyor. Alıcı kitlesi göz önünde hiç bulundurulmamış, bakmasanız da olur cinsinden bir kılavuz bu. Onun yerine beş dakika Maemo.org&#8217;da dolaşmanız cihazınız hakkında daha fazla fikir verecektir. N900 PC Suite uygulamasıyla “kısıtlı iletişim” kurabiliyor olmasına ve kendi flasher uygulaması, ve SDKsı da mevcut olmasına rağmen bunların hiç birini bir CD olarak yanında getirmiyor, hepsini siz indiriyorsunuz. Kutuda bunlara yer vermek çok da zor bir şey olamaz.</p>
<p><strong>Cihazın İlk Açılışı</strong></p>
<p><img class="alignleft size-medium wp-image-719" title="n900_firstboot2" src="http://www.aranelsurion.org/wp-content/n900_firstboot2-300x199.jpg" alt="" width="300" height="199" />Nihayet  telefonu ilk kez elimize alıyoruz. Arka kapaktaki ufak bölüme tırnağınızı geçirerek kapağa resmen “abanıyorsunuz”, yeni aldım diye acımayın, siz acıdıkça o açılmamakta direnecektir, neden bu kadar güce ihtiyaç duyan bir kapak yaptıklarını bilemiyorum ancak, sonuçta bu kapağı kaldırmak, öyle her N serisi telefonun kapağını kaldırmaya benzemiyor. Kapağın altında ekstra bellek yuvası(bunu neden hotswap yuvası olarak dışarı yapmazlar, anlamıyorum) ve bataryanızı, sim kartınızı takacağınız bölümler bulunuyor. N900 gibi önce tablet, sonra telefon sloganına sahip bir cihaz, tabii ki SIM kartsız da çalışabiliyor.</p>
<p>Bataryamızı taktık, kapağı da kapattıysak şimdi ilk açılışı yapabiliriz. Telefonun ekranındaki koruyucu, bir Nokia klasiği olarak, sırf siz kullanamayın, gidin yenisini alın diye, özellikle karartılmış. Yine N96 ile kıyaslarsam, onda da kocaman NOKIA logosu yüzünden koruyucuyu kullanamıyorduk. Yani bu koruyucuyu öyle ya da böyle, çıkaracaksınız. Bu noktada, bir an önce gidip bir ekran koruyucu almanızı tavsiye ederim, yoksa ekranınız kolayca çizilecek, parmak izleri her yanına bulaşacaktır, söylemedi demeyin. Telefonun bir de arkasına yapıştırılmış “Batarya Kaldırmaca 101” tarzı bir etiket mevcut, onu da çıkartıyoruz.</p>
<p>İlk açılışta sizden tarih/saat, ülke/dil seçimi gibi basit birkaç bilgiyi isteyecek, bu bilgileri sonradan Settings altından değiştirebileceksiniz. Nokia N900&#8242;ün, diğer N serisi cihazlarla arası pek iyi olmadığından(Maemo &gt; Symbian) senkronize etmekte sorun yaşamanız muhtemel, bu yüzden kişilerinizi taşımanın en kolay yolu onları SIM kart hafızasına kopyalamak. Bunlara N900 rehberinden ulaşabiliyorsunuz.</p>
<p><strong>Fiziksel Özellikleri</strong><br />
Nokia N900, 110.9 x 59.8 x 18 (en kalın parçası 19.55) mm boyutlarında. Bu da onu N96&#8242;dan yaklaşık 7 x 4 mm büyük yapıyor. Bir tablet standardı için küçük, bir akıllı telefon içinse ortalam bir büyüklük diyebiliriz. Her şekilde bu cihaz, cebinize, bir iPhone kabına sığabiliyor. Bu da çok fazla büyük olmadığı anlamına geliyor. Nokia N96&#8242;nın 125 ~ 128g ağırlığına karşılık, Nokia N900 181 gram çekiyor. Apple iPhone 3GS&#8217;in 135g olduğunu düşünürsek, N900 çok ağır. Ben cihazın ağırlığından rahatsız olmadım, ancak ceketimin cebinde her zaman “varlığını hissettirdiğini” söyleyebilirim N900 için. Eğer ağırlığa çok önem veriyorsanız, bu sizin için gerçekten sıkıntı olabilir.</p>
<p>Cihazın ekranı kolayca çizilebiliyor, iz kalabiliyor. Sadece siyah renkte üretildiğinden, parmak izleri oldukça belirginleşip sinir bozabiliyor. Kasası hakkında daha az plastik kullanılması gibi bazı şikayetler duymuş olsam da, bence ele oldukça iyi oturuyor, kesinlikle kırılgan bir his vermiyor ve kolayca kullanabiliyorsunuz. Bu noktada 3 sıkıntı farkettim:</p>
<ul>
<li>N900 Portrait modu düşünülerek tasarlanmamış, hatta bir sonraki FW güncellemesine kadar, şimdilik çok az sayıda uygulama Portrait modunda kullanılabiliyor. Bunlardan biri de Phone, yani telefon işlevlerinin tamamını yöneten uygulama. Ancak sorun şu ki, yatayken oldukça hoş duran N900, dikey moda aldığınızda telefondan başka her şeye benziyor gibi görünüyor. Tabii bunun “ekstrem” bir hava kattığını da düşünebilirsiniz.</li>
<li>Telefonun her yerinde bir şeyler var. Yatay moddayken elinizi koyacak yer bulamadığınız oluyor, parmaklarınız, özellikle de oyun oynarken, ya IR portunu, ya hoparlörlerden birini, ya kamera tuşunu, bir şeyi mutlaka kavrıyor.  Parmak koyacak yer bırakılmamış sanki cihazda.</li>
<li>Garip bir sorun ama, telefonun sesi bazen sanki sizi değil başka şeyleri hedef alıyormuş hissi veriyor, hoparlörlerin yerleşimi de bunu doğruluyor. Ancak bu sorunu tarayıcı, flash uygulamalar gibi şeylerde yaşamazken, medya oynatıcı gibi uygulamalarda belirginleşiyor, sanırım bir FW güncellemesi şart.</li>
</ul>
<p>Dokunmatik ekranı resistif, ancak oldukça iyi tepkiler veriyor ve kullanımı kesinlikle çok rahat, önceki Nokia&#8217;lar gibi sinir bozmuyor. Alıştıktan sonra çok rahat edeceğinizi söyleyebilirim, kapasitifin aksine parmakla dokunma zorunluluğu olmadığından, tırnaklarınızla ve ekran kalemiyle kullanmak mümkün. Ekrana sizi anlaması için çok çok az bir baskı uygulamanız bile yetiyor. Tüm kullanım kolaylığına rağmen, multi-touch özelliği de olsaydı daha iyi olurdu.</p>
<p>Nokia N900, N96&#8242;dan beri kullanılmakta olan kamera çevresindeki desteğe sahip, ancak N810&#8242;daki gibi kalın bir destek parçası yerine, Nxx serisinden alışık olduğumuz ince parça tercih edilmiş. Bu cihazı daha profesyonel gösteriyor, ancak nispeten az destek sunduğu için de biraz güç uyguladığınızda cihaz arkaya devrilecekmiş hissi uyandırıyor, yaptığım denemelerde ben hiç devirmedim, ancak bu hisse alışmanız gerekecek.</p>
<p>Kasadaki ciddi bir sıkıntı da MicroUSB portunda. Bu port, birkaç yıllık bir kullanımda muhtemelen en çok işiniz düşecek olan şey, zirâ hem şarj hem veri aktarımı için kullanılıyor. Sorun şu ki, bu port kesinlikle iyi sabitlenmemiş ve şimdiden yabancı forumlar “MicroUSB portum çıktı”, “Port bozuldu”, “Şarj olmuyor” gibi sorunlarla dolup taşıyor bile. Uzun süreli kullanımda bu tasarım sıkıntısı çok baş ağrıtabilir, elinizdeki tek çözümse bu MicroUSBnize kibar, çok kibar davranmak, her ne kadar güç istese de, kaldırabileceğinden fazla kesinlikle asılmamak. Nokia bu tip detayları nasıl atlamış aklım almadı.</p>
<p>QWERTY klavye oldukça iyi çalışıyor. Fakat burada da ufak bir tasarım sıkıntısı var. Tuşlar arasında oldukça az boşluk var ve birine basayım derken ötekini tutturmanız, hatta bu duruma hiç uyanmamanız da muhtemel. Çözüm olarak Maemo forumlarında 4 satırlı bir klavye düzeni önerilmiş, ancak N900 için artık bunun değişme olasılığı yok. Klavyeye alışana kadar, parmaklarınız da biraz büyükse sorun yaşama ihtimaliniz yüksek.</p>
<p>Cihazın ön yüzünde ekranın dışında bir tuş yok, sol(ya da üst) tarafında mikrofon, sensörler, sol altta uyarı ışığı(farklı renklerde  yanabiliyor, normalde beyaz, şarj olurken turuncu, şarjı fullken yeşil, gibi.) , ön kamera bulunuyor. Ekranın sınırları, NOKIA yazan logonun Nsi ile, N900 yazan model isminin 0 sayısı arasındaki kısım.Geri kalan bölümler kasası.</p>
<p>Biraz etrafından bahsedersek (telefonu elimizde tutuyormuşuz gibi düşünün);</p>
<ul>
<li> Sol ve sağ kısmında 2 Stereo hoparlör mevcut.</li>
<li> Sol tarafta MicroUSB ve askı için yardımcı aparatı var.</li>
<li> Alt kısmında hiçbir şey yok, zirâ buraya Stylus&#8217;u koyuyoruz, tüm alanı bu yuva kaplıyor.</li>
<li> Sağ tarafta, Stylus&#8217;un kafası, 3.5mm jack(kulaklık ve tvout için) ve kilit mekanizması mevcut. Bu mekanizma önceki Nxx telefonlardan tanıdık gelecektir.</li>
<li> Üst kısmında, Zoom In/Zoom Out(ya da duruma göre Ses ayarı tuşu da oluyor) tuşları, Güç tuşu, Kamera tuşu ve IR portu var. Bu portu kullanarak cihazınızı bir evrensel kumandaya çevirip, evdeki her şeyi uzaktan kontrol edebiliyorsunuz.</li>
</ul>
<p>Stylus, yani dokunmatik ekran kalemi, cihazla beraber, takılı bir şekilde geliyor. Bu kalemi bir kez kaybederseniz yandınız. Nokia 5800 gibi serilerin kalemleri kolayca bulunabilirken, Nxxx serisi için Nokia desteği berbat, Türkiye&#8217;yi hesaba katarsak üç kat berbat bile diyebiliriz. Maemo forumlarında tartışıldığı kadarıyla, bunun yerine yeni bir kalemi, para vererek bile alamıyorsunuz, yeni kalem = yeni telefon. O yüzden kaybetmemeniz çok çok önemli. Kalemin kolayca kırılabildiğini de hatırlatayım.</p>
<p>Son olarak, arka kapaktan bahsedersek, arka kısımda cihazın kamerası, kameranın koruyucu aparatı-ki bunun önceki Nokia&#8217;lardaki gibi sıkışma, lens çizme gibi dertlerine şahit olmadım- ve kameranın etrafını saran destek aparatı var. Arka kapak, Nokia N96&#8242;dan sonra, bana oldukça ciddi ve renksiz geldi. Nokia zaten N900&#8242;de bu tasarım anlayışını bir felsefe haline getirmiş, kutusundan kapağına kadar her şeyiyle bu cihaz gösterip havanızı atmanızdan çok, fonksiyonellik ön planda bir şekilde tasarlanmış. Abartıdan hoşlanmıyorsanız iyi, sadece havalı olsun istiyorsanız N900&#8242;ün kasası size istediğinizi vermeyebilir. Tabii bu N900 havalı değil demek anlamına gelmiyor, sadece, çok daha oturaklı bir tasarımı var diyebiliriz.</p>
<p>Arkadan baktığınızda, telefonu üste doğru kaldırırsanız ARM Cortex A8 | 32 GB  ve Designed in Finland yazısı göze çarpıyor, arkadaşlarınızın ARM&#8217;nin ne olduğunu bilme ihtimali çok yüksek olmayabilir, ancak bunu IT ile ilgilenenlere gösterip oldukça iyi tepkiler alma ihimaliniz var. Designed in Finland ise biraz “hileli” bir yazı, zirâ telefon Finlandiya değil Kore üretimi, Finlandiya olanlar sadece ilk 300 prototip için geçerli ve bunları almamalısınız. Finlandiya&#8217;da tasarlanıp, Kore&#8217;de üretiliyor N900.</p>
<p><strong>N900&#8242;ün Donanımı</strong><br />
<img class="alignleft size-medium wp-image-722" title="screenshot01" src="http://www.aranelsurion.org/wp-content/screenshot01-300x180.png" alt="" width="300" height="180" />Nokia N900, ARM Cortex A8 600 MHz işlemciye ve 256 MB RAM + 728 MB NAND ile tam 1 GB belleğe sahip. 32 Gigabyte da depolama alanı mevcut. Bu özellikleriyle bütün N serisi cihazları rekabetin dışına atıyor diyebiliriz, N900&#8242;ün, Nokia üretimi başka bir rakibi yok. Bu donanımsal özellikler, Maemo 5&#8242;i harika bir şekilde çalıştırıyor, hatta telefon aynı anda 30~40 adet uygulamayı bir arada bile çalıştırabiliyor, multitasking özellikleri tek kelimeyle mükemmel.</p>
<p>N900&#8242;ün tarayıcı ve Flash deneyimi inanılmaz, N900&#8242;ünde Farmville oynayanların YouTube videoları sanırım sizi buna ikna edecektir, ben daha çok Popcap takıldım ama, Farmville de oynatıyormuş. Tarayıcısı aynı anda bir çok sekmede kolayca gezinmenize ve eklentilere olanak sağlıyor. Tarayıcı hakkında daha fazla şeyi yazılımsal özellikler kısmında anlatacağım. Tüm bu mükemmel donanıma rağmen, Nokia N900 bataryayı tamamen katletmiyor, sizin yüklenmediğiniz durumlarda, N900 işlemci frekansını otomatik olarak düşürüyor ve enerji korunumu sağlıyor.</p>
<p>Cihazın Nokia modelleri arasında rakibi olmasa da, başka telefonlarla sağlam bir rekabeti var. Nokia N900, Iphone Original ve 3G&#8217;den daha iyi, 3GS ile eşit CPU gücüne sahip. Bellek olarak ise bu üçünden üstün. Tek sıkıntısı, 3GS&#8217;in ancak yarısı kadar GPU gücü sağlayabiliyor, bu da oyun anlamında N900&#8242;ü biraz daha yetersiz kılıyor. Ancak bu gün halen Iphone oyunlarının da Iphone&#8217;un gücünden pek yararlanamadıklarını hesaba katarsak, N900 halen bir oyun platformu olma şansına da sahip. Maemo 5 bu konuda N900&#8242;e her imkanı zaten sağlıyor.</p>
<p>Henüz yeni olduğundan yapılmış ciddi benchmark sonuçları yok, ancak bu kadar yazılımı kolayca taşıyabilmesiyle diyebiliriz ki, Nokia N900 piyasadaki en iyi donanımlardan birine sahip ve verdiğiniz paranın karşılığını alabiliyorsunuz, N96 ve N97 adına aynı şeyi söyleyebilmek pek mümkün değil.</p>
<p>Nokia N900, RAW COMPUTER POWER sloganıyla tüm bu donanımları birleştirmenin yanı sıra, FM Alıcı/Verici, IR portu gibi özelliklere sahip, bir akıllı telefonun yapabileceği her şeyle, bir tabletin tüm özelliklerinin birleştiği bir cihaz N900. Bu noktada, N810&#8242;da olan USB OTG fonksiyonu(akıllı telefonlarda zaten bulunmuyor, tablet kullanıcısıysanız belki ilginizi çekiyordur) ve Dijital Pusula&#8217;nın olmaması gibi iki eksikliği olduğunu söyleyebiliriz. Dijital Pusula&#8217;nın olmamasının sanıyorum en önemli nedeni, N900&#8242;ün, kayabilen kısımların, arka kapağın ve kamera koruyucusunun açılıp kapanma durumunu takip etmek için manyetik parçalar kullanıyor olması. Yine de Maemo.org&#8217;a bakılırsa bu konuda bazı çalışmalar var, kullanıcılar kendi çalışmalarıyla N900&#8242;e pusula desteği eklemeye çalışıyorlar.</p>
<p><strong>N900 Batarya Ömrü</strong><br />
<img class="alignleft size-medium wp-image-747" title="screenshot11" src="http://www.aranelsurion.org/wp-content/screenshot11-300x180.png" alt="" width="300" height="180" />Nokia N900, batarya için <strong>1320mAh</strong> kapasiteli <strong>BL-5J</strong> kullanıyor, ancak kullanım deneyimleri arasında tutarsızlık var. Resmi açıklamaya göre beklemede 2-4 gün, 3G/WCDMA ile 5 saat, 2G/GSM ile 9 saat kullanım ve 1 gün aktif çevrimiçi kullanım sunabiliyor.<br />
Kendi deneyimlerimden, Nokia N900&#8242;un bekleme modunda herhangi bir sıkıntı yaratmadığını söylemeliyim. Burada anahtar sorun, kullanıcıların bazı uygulamaları açık unutması, ya da yükledikleri gelişim aşamasındaki versiyonların güç korumaya dikkat etmemesi, tam olarak kapanmaması gibi durumlar, ve bunun yanında henüz FW güncellemesi gelmediğinden düzelmeyen, sıkışık kalan Flash ve kapanmayan WiFi bugları gibi buglar oluyor. Bunlar, eğer dikkat etmezseniz CPUyu sürekli kullanarak bekleme sürenizi tamamen düşürebiliyor.</p>
<p>Ağır kullanım altında N900 saatler içinde kolayca eriyebiliyor, ancak bir mobil cihaz için oldukça yeterli kullanım süreleri verdiğini söyleyebiliriz. Ben cihazı en parlak halinde, masaüstünde bulabildiğim ne kadar widget varsa ve ağır CPU gerektiren işlemlerle beraber kullandığımda bile şarjı en az 2-3 saat dayanıyordu, daha fazla test etme fırsatı bulamadım. Ancak dışarıda, N900 beni bir kez bile arkamdan vurmadı. Yazılımdaki bir sıkıntı olarak, bataryanın yüzde olarak tam bilgisi ekranda gösterilmek yerine basit bir ikon gösterilmesi can sıkıyor. Ancak tam bilgileri hem terminalden, hem de 3.cü parti yazılımlarla kolayca alabiliyoruz.</p>
<p>Doğrudan güç kaynağına bağlıyken birkaç saat içinde yeniden şarj olabilen cihaz, bunun yanında USB üzerinden de güç alabiliyor, ancak bu durumda şarj süresi elbette uzuyor. Bir tavsiye olarak, E-Bay&#8217;den alabileceğiniz bir PortaPow 3400 Turbocharger, sadece 40 dolara bataryanızı yaklaşık 2.5 kez şarj edebilir. Kendim kullanmadım, ancak kullanan yabancı arkadaşlar kesinlikle öneriyorlar. Eğer daha fazla parayı gözden çıkarıyorsanız ve boyut önemli değilse, ZaggSparq alabilirsiniz, 5000 mAh gücünde olduğundan 4 defaya kadar şarj etmek mümkün. Elbette bunlar, otobüs yolculuğunuz boyunca OpenArena oynamak gibi fantezileriniz için. Yoksa, klasik  yolcular gibi, otobüste kablosuz ve müzik dinleyerek idare edecekseniz, N900 sizi bir çok yolculuktan iflas etmeden çıkaracaktır.</p>
<p>Bazı durumlarda batarya tamamen boşalırsa, şarj olurken turuncu ikaz ikonunun yanmaması gibi durumların yaşanabildiği, hatta bataryanın şarj olmadığı gibi iddialar var ancak tutarlılığı konusunda hiç fikrim yok, zirâ haftalardır bu cihazı kullanmama rağmen şarjını bir kez bile tam olarak bitirmeden yeniden şarj etmişimdir.</p>
<p>N810 ile kıyasla, N900 1500 yerine 1320 mAh kullanarak bir düşük gerçekleştirmiş diyebiliriz, ayrıca Lityum Ion Polimer bataryanın yerini de Li-Ion batarya almış. Donanımın daha iyi güç koruması yapması ihtimali mevcut olmakla beraber, bir önceki cihazı kullanmadığımdan doğru bir kıyas yapmam mümkün değil.</p>
<p>Mobile-Users.NET sitesinin yaptığı bir teste göre-doğruluğu tartışmaya açık-; N900 sadece beklemede, GSM hariç tüm özellikleri kapalıyken 29 saat, bunlara ekstra Müzik oynatırken 13 saat, WiFi/3G ve IM konuşmaları yaparken 9 saat dayanmış. Ortalama bir kullanım için genelde verilen zamanlamalar da bu bilgileri doğruluyor. GNU/Linux kullandığından, tabii ki her zaman tek fonksiyonu müzik oynatmak olan bir OS boot etmeniz dahi mümkün, yani bu süreler, sizin kendi kullanımınıza göre büyük farklılık gösterecektir.</p>
<p><strong>N900 Konumlama (GPS) , Veri Aktarımı (WiFi/FM/IR/BT/USB) ve İletişim (3G/2G/SMS/MMS)</strong></p>
<p><strong><img class="alignnone size-medium wp-image-797" title="screenshot15" src="http://www.aranelsurion.org/wp-content/screenshot15-180x300.png" alt="" width="180" height="300" /></strong><img class="alignnone size-medium wp-image-798" title="screenshot16" src="http://www.aranelsurion.org/wp-content/screenshot16-180x300.png" alt="" width="180" height="300" /></p>
<p>Nokia N900, smartphonelardan alışkın olduğumuz tüm veri aktarım modlarına ve konumlama özelliğine sahip. Yaptığım denemelerde, uyduruk bir kent merkezinde iç mekandayken, 10 saniyeden kısa bir sürede Coarse Lock (Vasat Kilitlenme) aldım. Ancak bu kilitlenme gerçekten epey vasattı ki, yerimi çok ciddi bir anlamda şaşırdı, hatta kendimi Maps uygulamasında dakikalarca aramak zorunda kaldım. Kameranın Geotagging (Coğrafi Etiketleme) uygulaması çok başarılı çalışıyor ve birkaç saniyede bulunduğunuz ülke ve ili bulup fotoğrafa ekliyor, benim gibi konumlama bazlı uygulamalara mesafeli kullanıcıları etkileyecektir.</p>
<p>Buradaki bariz sıkıntı yazılımsal. Maps uygulaması oldukça ağır çalışıyor ve hakkında çok fazla şikayet şimdiden var. Genel anlamda gezinme amaçlarınızı yerine getirebilse de, bu haliyle iyi bir GPS yazılımı değil. Oldukça hantallaşabiliyor, hatta A-GPS modundan çıkınca tamamen sapıtıyor. Öyle ki, veri aktarımı yapmadan doğrudan uydu üzerinden yerinizin bulunması bir bug yüzünden şimdilik mümkün değil, ancak yakında düzeltileceği tahmin ediliyor. Konumlama uygulamaları yeterli görünüyor, ancak günlük hayatta sık olarak kullanan kullanıcıları tatmin edip edemeyeceğine karar veremiyorum.</p>
<p>Veri aktarım özelliklerine gelirsek, WiFi alanı N96&#8242;ya göre açık ara daha iyi, başarıyla bağlantı kurabiliyor ve kolayca çok iyi sinyal alabiliyor. Bağlantıyı yazılımın da getirdiği başarılı appletlerle, kolayca kurup kesebiliyor, birinden diğerine geçebiliyoruz. Maemo 5&#8242;in açık doğası, aircrack kurup şifre kırmanıza bile olanak veriyor(ancak bunu denemediğimi de belirterek..) Nokia N96&#8242;da sıklıkla yaşadığım, Symbian&#8217;ın alakalı alakasız bağlantı değiştirmesi, kaybetmesi, her uygulama için 50 kez ne istediğimi sorması gibi bir sıkıntım olmadı. Bağlantıyı kolayca kuruyor, siz istemeden kesmiyor, güç koruması da yapabiliyor. Bir Internet tabletinden isteyebileceğiniz şeylere sahip.</p>
<p><img class="alignnone size-medium wp-image-795" title="screenshot26" src="http://www.aranelsurion.org/wp-content/screenshot26-300x180.png" alt="" width="300" height="180" /></p>
<p>FM Alıcısı uygulaması Bluetooth çipine bağlı, haliyle BT açmadan FM açamamak gibi bir garipliğe düşüyoruz. Üstelik bu alıcı resmi olarak pakete dahil gelmiyor, ancak Extras deposunda resmi olmayan bir uygulama yoluyla edinebiliyoruz. Her şekilde, N900&#8242;ü bir FM alıcı yapmak zor değil ve başarıyla da çalışıyor. Kanallar arasında hızla değiştirme, favori ekleme, RDS mesajlarını alma, isim atama gibi fonksiyonları yerine getiriyor, tek eksik olarak otomatik tarama yapamayışını gösterebiliriz. N900&#8242;ün kendi medya oynatıcısı,  Internet yayınlarını zaten aldığından buna değinmeye gerek yok.</p>
<p>FM Verici, alıcının aksine cihaza dahil bir fonksiyon olarak geliyor, medya oynatıcımız ile açabildiğimiz gibi, masaüstü için widget bile kullanabiliyoruz. Bu verici, sadece medyayı değil, cihazdan çıkan tüm sesleri yönlendirebiliyor, ekstra yazılımlarla RDS (Çoğu oynatıcınızda vardır, ekranda radyonun adı, çalan şarkı gibi veriler RDS sistemi üzerinden arabanıza yollanır mesela) üzerinden telefona ait bilgiler alıcı cihaza aktarılabiliyor. Kapsama alanı ise, cihazı aldığınız yere bağlı. 87 ile 108 arasındaki frekanslarda yayın yapabiliyLor. Bazı ülkelerden getirdiğinizde bu fonksiyon yazılımsal olarak devre dışı bile olabiliyor. Ancak bazı basit hacklerle, vericiyi son güçte kullanmaya başlayabiliyoruz. Bu yine bir kez daha bize Maemo&#8217;nun asıl anlamını gösteriyor. Bazı kullanıcılar, vericinin arkadaki arabaya kadar aktarım yapabildiğini iddia ediyor. Ben üç kez kısa süreli deneme fırsatı yakaladım, evimdeki plak çalabilen dinazor bir radyo(evet, başka radyomuz yok burada!) ile denediğimde, cihazı radyodan 1 metre kadar uzaklaştırdığımda yayın bozuldu. İkinci denememi N96&#8242;nın alıcısıyla yaptığımda, yine az çok aynı uzaklıktan sonra yayında sorun yaşamaya başladım, üçüncü denemede bir aracın arka koltuğundaydım, burada, radyoyla cihaz arasında bir engel yokken ses başarıyla gitti, ancak aramıza koltuk girerse hemen kesildi. Bu üç denemede de henüz cihazın FM fonksiyonlarını hacklememiştim ve US sürümüydü, bu yüzden cihazın tam gücü değil, çok daha güçlenebildiği söyleniyor.</p>
<p>Evrensel kızılötesi kumandayı Irreco ile çalıştırmayı becerdim ancak henüz televizyonuma uyduramadım, bu yüzden burayı pas geçiyorum. Bu port cihazda mevcut, ancak resmi bir destek sunulmamış, diğer uygulamalarda bu noktada çok başarılı performans sergilemeyebiliyor. İddialara göre cihaz 5-6 metreye kadar kumanda özelliği verebiliyormuş, en azından kumandanızın yerini alabileceği anlamı çıkıyor buradan. IR fonksiyonu veri aktarımı desteklemiyor olması muhtemel, zirâ CIR olduğu tahmin ediliyor. Desktekliyorsa da henüz bunun için bir uygulama çıkmadı.</p>
<p><img class="alignnone size-medium wp-image-796" title="screenshot13" src="http://www.aranelsurion.org/wp-content/screenshot13-300x180.png" alt="" width="300" height="180" /></p>
<p>Bluetooth veri aktarımı üzerinde her çeşit protokol kullanılabiliyor, ancak benim bir zamanlar aldığım Nokia markalı bluetooth kulaklığımla bir şekilde uyum sağlayamaması can sıkıyor, Nokia kendi aksesuarlarını düzgün kullanamıyor. USB üzerinden hem PC Suite modu, hem USB bellek cihazıymış gibi bağlayıp veri aktarımı mümkün, ya da sadece şarj modunda kullanabiliyorsunuz.<br />
3G ve 2G aramalarda, bir çok kullanıcı çekim gücünün kullandıkları diğer cihazlara göre azaldığını iddia etmiş ancak ben bir sıkıntı yaşamadım. Aksine, sürekli 2G&#8217;ye düşüp duran N96&#8242;dan sonra N900 daha  başarılı bir 3G performansı gösterdi, tiyatro salonu gibi bir alanda bile Vodafone 3G üzerinden Internet&#8217;e ulaşabildim. USSD desteği bir sonraki FW versiyonunda gelecek, bu da demek oluyor ki şimdilik “yıldız xyz kare” gibi sihirli numaraları kullanarak kontör öğrenme gibi işleri ne yazıkki yapamıyoruz, ancak sorunun çözüldüğü ve bir sonraki FW sürümünde dahil edileceğini bilmek durumu idare ediyor. Kendi adıma, bir faturalı hat kullanıcısı olarak bu özelliğin yokluğunu hiç hissetmedim. Ancak kontörlü hat kullanıcıları için bu çok bunaltıcı olacaktır. Aramalar böyle bir cihazda elbette ki sorunsuz, 3G üzerinden Video görüşme özelliğinin olmaması ise çok sinir bozucu, bu fiyatta bir cihaz video görüşme yapamıyor! Ancak bunun önümüzdeki sürümlerde çözüleceğini tahmin ediyorum, çünkü donanımsal tüm destek mevcut, önde kamerası zaten var. Arama kayıtları başarılı şekilde tutuluyor, istatistikleri alınıyor, hatta her bir kişi için iletişim geçmişinizi istediğiniz an alabiliyorsunuz. Kayıt veritabanına dışarıdan ulaşmak da mümkün.</p>
<p>SMSler için Nokia, daha önce Symbianda ekstra bir uygulama olarak sunduğu Conversation tarzını benimsemiş, çok da harika olmuş. Bu, kısaca, SMSlerinizin bir MSN görüşmesiymiş gibi görünmesini sağlıyor, siz yazıyorsunuz, karşınızdaki yazıyor ve bu başarılı bir şekilde takip ediliyor.  QWERTY klavyenin yardımıyla, ışık hızında SMS yazmak çok kolay. Klasik telefon klavyelerinde yavaş yazımıyla ün yapmış biri olarak (sevmiyorum çünkü) bu cihazla, 3 ergen kız hızında  yazabilir hale geldim, ki onların SMS yazım şeklini biliyorsunuz. MMS özelliği cihazda desteklenmiyor, bu da 3G görüşme ile birlikte N900&#8242;ün ikinci büyük falsosu. Ancak yine Maemo 5 sayesinde, bu sorun çözüldü, şimdiden üçüncü parti yazılımlarla bu fonksiyon desteklenebiliyor, resmi destek de zamanla oluşacaktır. Üçüncü parti yazılımlar henüz gelişim aşamasında olduğundan göze güzel görünmüyorlar.</p>
<p>Cihazda önceki Nokia&#8217;larda olup, N900&#8242;de olmayan tek veri alım yolu DVB-H, bu N96&#8242;da vardı, N97&#8242;de yoktu. Türkiye&#8217;de zaten kullanamadığımız, karasal yayın almayı sağlayan bir özellik. Yokluğunu herhangi bir şekilde hissettim desem büyük yalan olur.</p>
<p><strong>N900 Kamerası</strong><br />
<img class="alignleft size-thumbnail wp-image-771" title="20100111_002" src="http://www.aranelsurion.org/wp-content/20100111_002-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /><a href="http://www.aranelsurion.org/wp-content/screenshot001.png"></a>Ne yazık ki bu incelemede içime sinmeyen tek kısım bu olacak, çünkü fotoğrafçılıktan gerçekten hiç anlamıyorum <img src='http://www.aranelsurion.org/wp-content/plugins/smilies-themer/Silk/emoticon_smile.png' alt=':)' class='wp-smiley' />  Nokia N900; 5 megapiksel, Carl Zeiss, Tessar lensli, Otofokus özellikli 5.2mm odak uzaklığına(focal length) sahip, 25fps 848&#215;480 video çekimi yapabilen bir kameraya sahip. Kameranın odak uzaklığı Nokia N97&#8242;den 0.2mm daha az ve kamerası 30 yerine 25fps çekim yaptığından hareketli videolarda verim biraz düşmüş oluyor. Nokia, her alanda çok daha iyi noktalara ulaştığı böyle bir cihazda, kamera konusunda doğru düzgün bir yeniliğe gitmemiş.</p>
<p>Çekim kalitesinin bir çok cihaza kıyasla iyi olduğu iddia ediliyor, bu konuda kesin bir şey söyleyemiyorum, bana kalite Nokia N96 ile çok farklıymış gibi gelmedi diyebilirim. Video çözünürlüğü, VGA çekim yapan iPhone 3GS ve N97 de dahil olmak üzere bir çok cihazdan daha iyi, FPSin düşüşündeki asıl sebebin bu olması muhtemel.</p>
<p><strong>Yazılımsal Özellikler ve Maemo 5</strong><br />
<img class="alignleft size-medium wp-image-749" title="screenshot21" src="http://www.aranelsurion.org/wp-content/screenshot21-300x180.png" alt="" width="300" height="180" />Nokia N900&#8242;ün asıl güçlü kısmı burası. Nokia N900, açık kaynak bir yazılım olarak, GNU/Linux üzerinde çalışan Debian tabanlı Maemo 5 Fremantle üzerinde çalışıyor, bu işletim sistemi tamamen özgür yazılımlarla uyumlu ve standartlara bağlı şekilde geliştiriliyor. Maemo 5, muhtemelen piyasadaki en   açık, en geliştirilebilir ve modlara izin veren yapılardan biri. N810&#8242;dan hatırlarsak, kullanıcılar Debian,Ubuntu gibi sistemler dahi kullanabiliyorlardı cihazlarında.</p>
<p>Yazılım tamamen açık olduğundan, herkes üzerinde istediği değişikliği yapabiliyor. Maemo hoşunuza gitmedi mi? Başkasını kurun. Cihazın CPUsunu overclock mu edeceğiz? Mümkün. FM ve MMS yokmuymuş? Yapıldı bile. İphone&#8217;dan hatırladığımız, basit özellikler için aylarca bekleme Maemo&#8217;da yok. Nokia yapmazsa başkası yapıyor. GNU/Linux tabanlı olan ancak özgür olamayan Android gibi diğer mobil işletim sistemlerinin aksine Maemo&#8217;da sistem yöneticisi haklarını almak, uygulama yöneticisinden “rootsh” paketini yükleyerek edinebileceğiniz basit bir olay, hatta daha da güzelleşsin diye, cihaz elinize geldiği haliyle X Terminal&#8217;e sahip. N900 tamamen sizin ve nasıl kullanacağınız da size kalmış.</p>
<p>Özgür yazılımın bir avantajı olarak, Maemo&#8217;da sert kurallara bağlı uygulama kaynakları yok. Apple&#8217;ın ticari kaygılar sebebiyle App Store&#8217;dan onlarca uygulamayı yasakladığını anımsarsınız. Maemo&#8217;da uygulama kaynağı olarak App. Manager adında bir uygulama mevcut ve depo mantığıyla çalışıyor. Düzgün çalışan bütün uygulamalar depolara kabul ediliyor, eğer Maemo depolarının “düzgün çalışma” mantığı size kısıtlayıcı geldiyse, ya da depolarda istediğiniz şeyi bulamadıysanız(hmm, warez??) yine sorun yok, başka depolar ekleyebilir, biraz çalışmayla kendi deponuzu kurup yazılımlarınızı paylaşabilirsiniz. Daha ticari ve kısıtlı bir kaynak tercih ediyorsanız(App Store gibi) bu da mümkün, Nokia N900, Ovi Store desteğine sahip.</p>
<p>GNU/Linux olmasının en büyük avantajı, Linuxta çalışan uygulamaların çok az bir zahmetle Maemo&#8217;da da çalışması. Mesela XMP yazımı görmüşseniz, orada tek yaptığımız SDKyi kurmak, bilgisayarımızda ARMEL olarak derlemek ve uygulamayı N900&#8242;e atmaktan ibaretti. Çoğu komut tabanlı (CLI) uygulama için hiçbir zahmet gerekmiyor. GNU/Linux uygulamalarından bir çoğu Maemo&#8217;da şimdiden entegre edilmiş durumda, IRC istemcisi Xchat, IM istemcisi Pidgin, Ofis yazılımı OpenOffice, Quake 3 klonu OpenArena(ve Q3&#8242;ün kendisi de), Civilization klonu FreeCiv, klasik Linux oyunları olan SuperTux, Frozen Bubble bunlardan sadece birkaçı. Uygulama anlamında Maemo sınırsız şansa sahip. Depo sistemi sayesinde bu uygulamaların da sürekli güncellenmesi ve her daim en yeni halleriyle kalmaları sağlanıyor. Şimdi neden Nokia N900&#8242;a mobil bilgisayar dendiğini daha iyi anlamışsınızdır.</p>
<p><img class="alignleft size-medium wp-image-751" title="screenshot12" src="http://www.aranelsurion.org/wp-content/screenshot12-300x180.png" alt="" width="300" height="180" />Övmeyi bırakıp yazılıma dönersek; Ana ekran 4 masaüstünden oluşuyor. Ekranı kenarlarına doğru parmağınızla çektiğinizde, oldukça hoş bir efektle diğer masaüstüne geçiş yapıyorsunuz. Bunun şimdiye kadar bir benzeri yapılmamış harika bir şey olduğunu söylemeliyim. Zaten oldukça yüksek çözünürlükte (800&#215;480) her şeyi kolayca sığdırabilirken, 4 masaüstüne geniş geniş yayılmak harika. Bu 4 masaüstünün birbirinden farklı duvar kağıtları, üzerlerinde kısayollar,  kişiler, web bağlantıları ve farklı widget(araç)lar bulunabiliyor. Bir ekranda RSS beslemelerinizi, Facebook iletilerinizi, Internet kullanımınızı görürken, başka birinde sistem durumunuzu, takviminizi, hava durumunuzu, öbür ekrana medya oynatıcınız,şarkı sözü göstericiniz, geri sayım aracınız, GPS konumlama uygulaması gibi şeyleri doldurabiliyorsunuz. Üstelik bu widgetlere yenileri eklenebiliyor, kodlama yapabiliyorsanız kendinizinkileri de yapabiliyorsunuz. Fazlasıyla kısıtlamacı s60v3 ve sıkışıp kalan s60v5&#8242;ten sonra, çölde vaha etkisi yapacaktır.</p>
<p>Arayüzün her yerinde önceki Symbianlardan da alışık olduğumuz üzere “geçiş efektleri” kullanılmış, özellikle aynı anda bir çok uygulamayı gösterebilen uygulama ekranı bir  harika ve N900&#8242;ün gücünü hissettiriyor. Arayüz tek kelimeyle bir harika, varsayılan 2 tema(mavi ve turuncu/siyah) profesyonelce yapılmış ve bunlara yenilerini ekleyebiliyoruz. Geçişler ışık hızında, menüleri gayet hoş ve Symbian serisinin aksine çok daha fazla şeyi tek ekranda gösteriyor. Burada tek sıkıntı, menüleri düzenlemenin biraz GNU/Linux deneyimi gerektiriyor olması. Bu sorunu çözecek bir uygulamanın yakında çıkması şaşırtıcı olmaz.</p>
<p>Arayüzü anlamak gerçekten kolay, üstten inen bildiri kısmı ve sol taraftaki bildirim ikonları cihazınızda ne olup ne bittiğini görmeyi çok kolaylaştırıyor. Üstelik güç tuşu, size kolayca çalışan süreci sonlandırma, sistemi kilitleme,  çevrimdışı moduna geçme gibi gerekli şeyleri sağladığından arayüzün kontrolünü kaybetme hissini hiç yaşamıyorsunuz. Arayüzü her alanda Symbian ile kıyas bile yapılamayacak kadar iyi ve hızlı.</p>
<p>Basit telefon özelliklerinden biraz bahsedersek, N900 “Telefon” (Phone) adında bir uygulamaya sahip ve telefon işlevlerinin çoğunu buradan hallediyor, Nokia&#8217;nın “Önce mobil bilgisayar, sonra telefon” anlayışının burada doğrudan bir etkisini görüyoruz. Bu sebepten masaüstünde herhangi bir şey yazdığınızda numara yazmaya başlamış olmuyorsunuz, bu zaten dokunmatik bir ekranda anlamsız olurdu. Bunun yerine Phone uygulamasını elle başlatarak, ya da telefonu dikey pozisyona çevirerek(içindeki sensör bunu otomatik anlayacaktır, bu işi önceki Nxx lerden çok daha iyi yaptığını da söylemeliyim) telefon moduna geçiyorsunuz. Telefon uygulaması yardımıyla kolayca istediğimiz kişilere ulaşabiliyor, son aramaları takip edebiliyor, arama kayıtlarına ulaşabiliyoruz. Çok daha iyi bir özelliğiyse, aynı Hücresel(yani bildiğimiz arama yapmak) gibi, kolayca Skype veya bir başka VOIP protokolüne geçiş yapıp aramaları buradan yapabiliyoruz. Bunun çok etkileyici olduğunu söylemeliyim, bu sayede çok daha az ücret ödemeniz mümkün.</p>
<p><img class="alignleft size-medium wp-image-751" title="screenshot12" src="http://www.aranelsurion.org/wp-content/screenshot041-300x180.png" alt="" width="300" height="180" />QWERTY klavyeyi kullanmadığınızda, cihaz bunu anlıyor ve siz bir metin düzenlerken sanal klavyeyi açıyor. Bu klavyenin oldukça geniş ve kullanım kolaylığı sunduğu bir gerçek, ancak inatla tam ekran çalışması biraz rahatsız edici gelebilir. Bunu bir ayara bağlasalardı daha iyi olurdu. Yine de bu boyutunun da, hataların büyük ölçüde önlenmesi açısından çok iyi olduğunu söylemeliyim. Ben kullandığım süre boyunca bu klavyeye nadiren işim düştü, QWERTY klavye varken bu biraz “süs” kalıyor her şekilde.<br />
<em><br />
</em><br />
<em><br />
</em><br />
<img class="alignnone size-medium wp-image-755" title="screenshot17" src="http://www.aranelsurion.org/wp-content/screenshot17-300x180.png" alt="" width="300" height="180" /><img class="alignnone size-medium wp-image-761" title="screenshot20" src="http://www.aranelsurion.org/wp-content/screenshot20-300x180.png" alt="" width="300" height="180" /></p>
<p>SMS, Anlık mesaj gibi iletişim yollarının hepsi Conversations adlı bir uygulama altında tutuluyor, bu uygulama depodan yükleyebileceğiniz bir paketle MSN,ICQ,Twitter dahil olmak üzere adını bile duymadığım bir sürü platformu destekleyebiliyor. Varsayılan hali Ovi, Skype, Google Talk, Jabber ve SIP protokollerini destekliyor. Bu yazılımdan hızlıca yaptığınız metin tabanlı görüşmeleri takip edebiliyorsunuz. SMS deneyimini daha önce yazdığımdan burada tekrar etmeyeceğim. Symbiandaki komik yavaşlamaların burada kesinlikle olmadığını da belirteyim.<br />
<em><br />
</em><br />
<em><br />
</em><br />
<img class="alignleft size-medium wp-image-754" title="screenshot22" src="http://www.aranelsurion.org/wp-content/screenshot22-300x180.png" alt="" width="300" height="180" />Web tarayıcısı, MicroB adında bir tarayıcı, çalışmazken dahi arkada ufak bir ek yazılım barındırdığından hızla açılıp kapanıyor. Isterseniz bunun yerine Firefox da kurabilirsiniz, ancak içinde gelen tarayıcı zaten her şeye yetiyor ve Mozilla teknolojisini kullanıyor. Tarayıcı kesinlikle MÜKEMMEL. Oldukça yük bindiren siteleri bile kolayca gösteriyor, tarayıcı bu konuda mucizevi bir güce sahip. Şimdiye kadar gösteremediği ya da yanlış gösterdiği tek bir siteyle karşılaşmadım ve performansı da her zaman harikaydı. Maemo bu konuda çok iyi bir iş çıkarıyor. Flash 9.4 desteği tek kelimeyle müthiş çalışıyor,  Farmville-denemedim, videosunu izledim- oynamaktan, Popcap oyunlarına, basit bir flash bannerdan YouTube videolarına hepsini oldukça iyi bir şekilde gösterebiliyor. Ancak biraz daha optimize edilip daha iyi olmaması için bir sebep de yok. Video oynatırken, YouTube gibi bazı servislerde akıcıyken bazılarında masaüstündeki performansı alamıyoruz. Ancak bunu bir kusur olarak görecekseniz N900 yerine bir laptop almanız en iyisi. Tarayıcının kullanışlı olması için bir dizi parmak hareketine bağlı kısayol da eklenmiş. Parmağımızı bir yönde daire çizdirerek ekranı yakınlaştırıp, tersine çizdirerek uzaklaştırabiliyor, bir noktaya dokunursak oraya  “dikkat etmesini” sağlayabiliyoruz. Ayrıca ekranın sol altından aktifleştirebildiğimiz “Cursor modu” sayesinde gerçek bir fare imlecine sahip olabiliyor ve bu sayede kopyala/yapıştır gibi işlevleri, açılıp kapanan menüleri kolayca kullanabiliyoruz.</p>
<p>E-Posta istemcisi bir çok servise kolayca uyum sağlayabiliyor. İstediğiniz durum ve sürelerde güncelleyebiliyor, mesela “WiFi bağlantım olduğunda, 5 dakikada bir güncelle” diyebiliyoruz. Bu durumda WiFi&#8217;a bağlı olmadığınız süre boyunca güncelleme yapılmıyor, veri ücreti ödememiş oluyoruz. Bunun gibi basit ayarlarda Symbian sıklıkla işin altından kalkamıyordu. Bir çok hesabı aynı anda yönetebiliyor, e-postaları yine oldukça iyi bir şekilde görüntüleyebiliyor, dosya alabiliyor, ekleyebiliyoruz. E-Posta istemcinize farklı bir ses tonu atamak gibi özellikler zaten unutulmamış. Servisler sürekli güncelleniyor, ben bu yazıyı yazarken, Türkiye&#8217;den TTNet,Turk Nokta Net,Superonline,Mynet,E-Kolay gibi sağlayıcılar bile mevcuttu.</p>
<p><img class="alignnone size-medium wp-image-763" title="screenshot09" src="http://www.aranelsurion.org/wp-content/screenshot091-300x180.png" alt="" width="300" height="180" /><br />
Medya oynatıcısı, popüler tüm  ses biçimlerini (depodan daha fazlasını alabiliyoruz) oynatabiliyor ve .mp4, .avi, .wmv, .3gp gibi formatlardaki videoları da gösteriyor. Genel anlamda gerekli işlevleri yerine getirebilmesine rağmen bu uygulamanın bazı önemli eksikleri var. Öncelikle playlistleri önceden oluşturmanız gerekmesi can sıkıyor, şarkıları illa da etiketlere göre düzenliyor, ancak yazılımın etiket düzenleme fonksiyonu yok, yani bir müziğin hangi türün, ya da sanatçının altına gideceğini bu yazılım vasıtasıyla belirleyemiyoruz. Aynı zamanda, video oynatırken multitasking yapamaması bir sorun. En büyük sıkıntısı ise, çok büyük arşivlerde(binlerce parça mesela) yazılımın kütüphaneyi yenileme süresi gittikçe sonsuza doğru uzamaya başlıyor. Son olarak Symbian&#8217;da mevcut olan görselleştirme(visualization) desteği eksik, ancak bunun yerine şarkının istediğimiz yerine kolayca geçiş yapabilmek bir artısı. Sonuç olarak, Nokia medya oynatıcıyı geliştirirse çok iyi eder. İş görüyor ancak böyle bir cihaz çok daha iyi bir oynatıcıyla gelebilirdi. Depoda başka oynatıcılar var elbette.</p>
<p><img class="alignnone size-medium wp-image-765" title="screenshot08" src="http://www.aranelsurion.org/wp-content/screenshot081-300x180.png" alt="" width="300" height="180" /><br />
Resim gösterme uygulaması Photos, oldukça performanslı. Çok hızlı şekilde sistemdeki tüm resimleri dizinleyip, aylara bölerek gösterebiliyor, etiketlere ayırarak sadece belli konulardaki resimleri göstermesini sağlayabiliyoruz. Sistemdeki tüm resimleri görmek, bunlara gereksiz ikonlar, buton simgeleri gibi şeyler eklenince can sıkabildiğinden, klasörlere göre, tarihlere göre, sadece bu cihazdan çekilen resimleri göster gibi seçeneklere göre filtrelenebiliyor. Bu resimler hızlıca tüm veri yolları üzerinden paylaşılabiliyor. Herhangi bir eksiği yok, Symbian&#8217;a göre de son derece hızlı, daha fazla içeriği bir arada daha düzenli gösterebiliyor. Ancak iPhone benzeri “efektler” burada hoş durabilirdi, düşünülmemiş.</p>
<p><img class="alignnone size-medium wp-image-766" title="screenshot30" src="http://www.aranelsurion.org/wp-content/screenshot30-300x180.png" alt="" width="300" height="180" /><br />
Kişiler (Contacts) uygulaması son derece başarılı. Tamamen sisteme entegre olarak çalışıyor, bir kişinin tüm bilgilerini(Mobil/Ev telefonu,Skype kullanıcı adı,MSNi, Doğumgünü..) bir arada tutabiliyor, bu kişiye herhangi bir yoldan çok hızlı erişebiliyorsunuz, harika düşünülmüş. Resimlerin içinden kolayca kesme yaparak kişilerinize fotoğraf ekleyebiliyor, aramalarda bu fotoğrafları gösterebiliyorsunuz. Symbian&#8217;daki hantallığın aksine burada son derece iyi çalışıyor. Bir kişi seçip, hemen onunla arama kayıtlarınıza, ona ulaşabileceğiniz yollara, onunla ilgili bilgilere, fotoğrafına ulaşabilmek, onun doğumgününü Takvim uygulamasında görmek ve kişi kartını hemen paylaşabilmek etkileyici. Nokia&#8217;nın şimdiye kadar yaptığı en iyi rehber uygulaması olmuş.</p>
<p><img class="alignnone size-medium wp-image-767" title="screenshot18" src="http://www.aranelsurion.org/wp-content/screenshot18-300x180.png" alt="" width="300" height="180" /><br />
Takvim (Calendar) Aylık, haftalık veya Ajanda modlarında gösterim yapabiliyor. Görevlerinizi, notlarınızı ve yapılacak şeyleri tutabiliyor, bunlara alarmlar ekleyebiliyor. Birden çok takvim oluşturup farklı renkler atayabiliyoruz. Mesela Kişisel, İş, Doğumgünleri gibi 3 takvime sahip olabiliyoruz ve bunlardan her biri farklı renk atandığından birbirine karışmıyor. İşlerimizi masaüstümüzde de ufak bir araç vasıtasıyla görebilmek çok hoş.</p>
<p>Sisteme entegre bir PDF ve RSS okuyucu mevcut. PDF okuyucu çok performanslı, yüksek çözünürlük sayesinde de kullanımı rahat.  Bir cümleyi 3 ekranda ancak gösterebilen N96 ile Olasılıksız&#8217;ı okuduğumu düşünüyorum da.. N900 ile okuduğum Anarşizm Tarihi(burada bir çelişki göreceksiniz <img src='http://www.aranelsurion.org/wp-content/plugins/smilies-themer/Silk/emoticon_tongue.png' alt=':P' class='wp-smiley' /> ) çok çok daha rahat diyebilirim. En azından yorulmadan okuyabiliyoruz ve yazılım hiç yavaşlamıyor. RSS Okuyucu&#8217;yu kendime göre düzenlemedim henüz, içinde hazır gelen 2 RSS ile yaptığım denemede, masaüstündeki aparatı gerçekten hoş, ancak kendi uygulamasının arabirimi bana biraz karman çorman olmuş gibi geldi. Elbette buna ciddi bir sıkıntı diyemeyiz, işini gayet iyi yapıyor.<br />
Ofis uygulaması olarak sisteme 30 günlük deneme olarak Sheet To Go, Slideshow To Go ve Word To Go&#8217;dan oluşan paketi kurabiliyoruz, ben sadece Word To Go&#8217;yu denedim ve hem arayüzü hem de kendisi doküman oluşturamaması rahatsız edici geldi, depolardan OpenOffice kurmanızı tavsiye ediyorum. Hem gerçek bir ofis uygulaması(GNU/Linux dağıtımlarında bu kullanılıyor) hem de ücretsiz. Not almak ve çizim yapmak gibi işlemler için cihazla entegre gelen Notes, Sketch gibi uygulamalar mevcut.</p>
<p><img class="alignnone size-medium wp-image-768" title="screenshot23" src="http://www.aranelsurion.org/wp-content/screenshot23-300x180.png" alt="" width="300" height="180" /><a href="../wp-content/screenshot14.png" class="broken_link"><img title="screenshot14" src="../wp-content/screenshot14-300x180.png" alt="" width="300" height="180" /></a><br />
Yazılım olarak can sıkabilecek tek konu, Landscape (Manzara) dediğimiz yatay modla Portrait dediğimiz dikey mod arasında geçiş yapılamaması. Bu açıkçası benim canımı hiç sıkmadı ancak kullanımınıza göre değişecektir. N900&#8242;ün sadece bazı uygulamaları Portrait yani dikey kullanımı destekliyor, bunun dışında cihaz hep yatay kullanılıyor. Ben, kendi kullanımımda bunu gayet mantıklı buldum ve hiç rahatsız olmadım, çünkü Portrait kullanımı böyle bir cihaz için komik olurdu. Yine de bunda ısrar ediyorsanız(Symbian alışkanlığınız falan varsa) Nokia&#8217;nın bu özelliği eklemesi bekleniyor, eklemese de bu özelliği birileri mutlaka entegre edecektir.</p>
<p><img class="alignnone size-medium wp-image-779" title="screenshot03" src="http://www.aranelsurion.org/wp-content/screenshot031-300x180.png" alt="" width="300" height="180" /><img class="alignnone size-medium wp-image-780" title="screenshot24" src="http://www.aranelsurion.org/wp-content/screenshot24-300x180.png" alt="" width="300" height="180" /><br />
<img class="alignnone size-medium wp-image-781" title="screenshot25" src="http://www.aranelsurion.org/wp-content/screenshot25-300x180.png" alt="" width="300" height="180" /><img class="alignnone size-medium wp-image-782" title="screenshot27" src="http://www.aranelsurion.org/wp-content/screenshot27-300x180.png" alt="" width="300" height="180" /></p>
<p><strong>Oyunlar</strong></p>
<p>İncelememin orijinalinde değinmeyecektim ama, duramadım işte, benim gibi oyuncuların bu konuda merak içinde olduğuna eminim. Güzel haber, Nokia N900 OpenGL ES 2.0 destekliyor ve oldukça iyi bir GPUsu var, GNU/Linux üzerinde oynadıklarımın birer birer bu platforma port edilmelerini hayranlıkla seyrediyorum. Şimdiden OpenArena, Transport Tycoon, Theme Hospital(CorsixTH), The Mana World, Frozen Bubble, Supertux,  Wormux, Freeciv, Doom gibi klasiklerin yanında, N900 için özel düzenlenmiş Gweled, Battlegweled, Ovi Store üzerinden ulaşılabilen Angry Birds, Bounce 3D gibi ensesi kalın yapımlar, MUD istemcileri ve hemen her çeşit-bu konuda çok güçlü gerçekten- emulator mevcut. Tarayıcı oyunlarını da sorunsuz oynattığını, hatta Flash gösterme özelliği sayesinde zorlamayan Flash oyunları da oynatabildiğini duymak hepinizi heyecanlandıracaktır.</p>
<p><img class="alignnone size-medium wp-image-784" title="screenshot07" src="http://www.aranelsurion.org/wp-content/screenshot071-300x180.png" alt="" width="300" height="180" /><img class="alignnone size-medium wp-image-785" title="screenshot33" src="http://www.aranelsurion.org/wp-content/screenshot33-300x180.png" alt="" width="300" height="180" /><br />
<img class="alignnone size-medium wp-image-787" title="screenshot19" src="http://www.aranelsurion.org/wp-content/screenshot19-300x180.png" alt="" width="300" height="180" /></p>
<p>Hatta biraz detaya inersek;</p>
<ul>
<li>OpenArena, bildiğimiz Quake III. Accelometer desteğiyle ve AutoAim özelliğiyle oldukça iyi bir şekilde port edilmiş bir FPS.</li>
<li>Transport Tycoon, farklı ulaşım yollarıyla dünyanın ulaşım devi şirket olmaya çalıştığımız kapsamlı bir strateji oyunu, N900&#8242;ün kolayca çalıştırabilmesi enfes.</li>
<li>Theme Hospital&#8217;i PCde oynamıştım sadece, hastane yönettiğimizi anımsıyorum. Düzgün port edilmiş mi bakmadım, ancak PCdeki gibiyse harikadır.</li>
<li>The Mana World, UO benzeri bir MMORPG oyunu. Item alıp level atlanılanından. Harika bir oyun ve hızlı çalışıyor, şimdiden böyle bir yapımı port etmeleri çok iyi.</li>
<li>Frozen Bubble&#8217;i bilmeyen GNU/Linux kullanmamıştır. FB, basitçe topları fırlatıp, aynı renktekileri yokettiğimiz tür bir oyun, Linux klasiklerinden diyebiliriz.</li>
<li>Supertux&#8217;a Mario klonu diyerek onu aşağılayabilirsiniz. Ben tasvip etmiyorum, zevkli ve tamamen casual bir oyun.</li>
<li>Wormux bir Worms klonu, N Serisi kullanıcılarına NGage&#8217;lerindeki Worms&#8217;e oldukça benziyor gibi gelecektir, çok benziyor gerçekten.</li>
<li>Freeciv, bir Civilization klonu, ancak klonlandığı oyundan daha kaliteli. Harika bir sıra tabanlı strateji, öğrenme eşiğinin yüksek olması tek sorunu belki de.</li>
<li>Doom, mouse&#8217;un icat olmadığı yıllardan gelen bir FPS oyunu, mutlaka hepimiz Wolfenstein oynamışızdır, bu da Wolfenstein çeptır 2 işte.</li>
<li>Gweled, MP özellikleri olan Bejeweled. Battlegweled da müzikli, efektli, High Score tablolu olanı.</li>
<li>Angry Birds ve Bounce&#8217;a yorum yapmayacağım, videosunu izleyin ve N900 nelere kadir olabiliyor görün, gerçi bunlar hiç bir şey değil.</li>
<li>MUD nedir bilmeyen ölsün. Tamam ölmesin, gitsin öğrensin. MUD, Roleplaying dediğimiz nanenin PCyle buluştuğu yer, WoWun atasıdır.</li>
<li>Emulatorler için; ben NES ve GBA emularını kullanıyorum, depolar emulator çöplüğü, PSX için bile var, acımayın. N900&#8242;ünüzde Pokemon oynamayı da unutmayın.</li>
</ul>
<p>Not: Resimlerin hepsi pencereli diye, tam ekran oyun olmuyor sanmayın. Öyle denk gelmiş.</p>
<p><strong>Sonuç &#8211; N900 Almalı mıyım?</strong><br />
<img class="alignnone size-medium wp-image-777" title="screenshot00" src="http://www.aranelsurion.org/wp-content/screenshot002-300x180.png" alt="" width="300" height="180" /><br />
Korktuğum başıma geldi. OpenOffice&#8217;ımın söylediğine göre 12 sayfa yazmışım, ancak halen cihazı yeterince inceleyemediğimi ve bir çok özellikten hiç bahsetmediğimi farkediyorum. Az önce bahsettiğim tüm yazılımlar, bırakın devasa üçüncü parti depoları ve GNU/Linux uygulamalarını, cihazın kendi uygulamalarının bir kısmıydı. Nokia N900, bir tabletle bir telefonun melezi görevini görüyor, ancak tablet yanı kesinlikle ağır basıyor ve bunu hissettiriyor. Oldukça güçlü bir donanımı, harika bir yazılımla birleştiren ve ihtimallerin sonsuz olduğu bir cihaz N900. Ben incelememde olabildiğince eksik yönlere dikkat çekmeye, almanıza engel olabilecek şeylere önem vermeye çalıştım, bu yüzden sanki eleştirmişim gibi görünen kısımlar olabilir. Gerçek şu ki, Nokia N900, Nokia serileri arasında eşsiz, piyasada da bazı açılardan rakipsiz, bazı açılardan göze göz bir rekabete girişen, iddialı, güçlü, hızlı bir cihaz.</p>
<p>Telefonu elinize aldığınız, açıp ilk dokunuşlarınızı gerçekleştirdiğiniz andan itibaren, hep bir sağlamlık, güç hissi alıyorsunuz. Buna ben N900 hissi diyorum, iddialı bir arabanın sürücü koltuğuna oturmak gibi bir his veriyor kullanıcıya. Cihazın yapabildikleri ve yapacaklarına 10 inceleme daha yetmez. Nokia N900, AIO denilen All-in-One (Herşey Dahil) bir akıllı telefonun tüm özelliklerine, yani GPS, FM,IR,BT,WiFi,3G/2G, 5mp kamerası vs. yanında, bir tablette olabilecek her özelliğe de, 600Mhz işlemci 1 GB uygulama belleği, 32 GB dahili alan, GNU/Linux tabanlı Maemo gibi özellikleri birleştirerek çok iddialı bir mobil cihaz ortaya çıkarmış ve bir çok alanda öncü bir ürün yaratılmış. N900, tek kelimeyle “Herşey Dahil Tablet Akıllı Telefon Kırması” diyebileceğimiz bir cihaz, Nokia “Mobil Bilgisayar” ismini uygun bulmuş buna. Öyle ki, cihazda donanımsal anlamda “keşke şu da olsaydı” denebilecek ciddi bir eksik nokta yok. Smartphone kullanıcıları Dijital Pusula, Tablet kullanıcıları da USB OTG modu için N900 hakkında fikir değiştirmeyecekse, sorun yok.</p>
<p>N900, sizin için hem amatör bir fotoğraf makinesi, hem bir multimedya cihazı, hem bir telefon, hem bir bilgisayar, hem bir oyun konsolu, hem bir iş cihazı, hem.. Evet mantığı anladınız. <img src='http://www.aranelsurion.org/wp-content/plugins/smilies-themer/Silk/emoticon_smile.png' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<p>Elbette telefonun hakkını vermek de önemli. Oyun oynamak, video izlemek gibi standart kullanıcı isteklerinden fazlasına sahip değilseniz sizin için iPhone 3GS çok önemli bir alternatif olacaktır. Zaten GNU/Linux kullanan, ya da geek veya nerd diye tabir edebileceğimiz, IT konusuna ilgili kişiler için N900&#8242;den başka bir alternatif göremiyorum- Android de dahil. Eğer cebinizde bir telefon taşıyacaksanız, iPhone, birkaç yıldır sektörde benzer modeller vererek stabil ve rekabetçi bir alternatif olarak önünüzde olacaktır. Cebinde mobil bilgisayar taşımak isteyenler için ise, eh.. Nokia N900 kollarını açmış sizi bekliyor diyebiliriz.</p>
<p>Ben bu yazıyı yazarken fiyatı GittiGidiyor&#8217;da 1200 ~ 1400 (genellikle 1400 oluyor hep) arasında değişiyordu. Fiyatı Türkiye&#8217;de N97 ile benzer rakamlarla gidiyor, ancak buralardan aldığınızda tabii ki cihazınızın Türkiye garantisi de olmayacaktır. N900 + 1 diyebileceğimiz yeni modelin, 2010 Ortasından önce gelmeyeceği tahmin ediliyor, Nokia&#8217;da gecikmek bir şirket geleneği olduğundan, çıkması ve yaygınlaşması da derken, 2010 3.cü çeyreği diyebiliriz. Maemo 6 Harmattan&#8217;ın(bu sistemle gelecek olan modelde multi-touch da bulunacak, N900&#8242;ün bu işletim sistemine güncellenebilme ihtimali yüksek, ancak kesin açıklama  yapılmadı. Önceki Nxxx&#8217;lerin en az bir ker güncelleme aldıklarını düşünürsek, N900 içinde Maemo 6 mümkün.)  2011&#8242;den önce çıkmayacağı tahmin ediliyor, bu da bu cihazı aldığınızda 2010 boyunca Nokia Nxxx serileri için sizinkinden daha üstte konumlandırılmış fazla bir şey çıkarmayacak demek oluyor. Ücreti sizi zorlamayacaksa ve cihazın hakkını verebilecekseniz(N900 alıp konuşup, SMS yollamayın lütfen. Ayıp oluyor böyle bir modele.) kesinlikle kaçırmamalısınız.</p>
<p><strong>BONUS: Sketch&#8217;imden Resimler</strong></p>
<p>Eğer telefonu artık aldıysanız(almadıysanız pes vallahi!) ve Sketch&#8217;de ilk resimlerinizi çiziyorsanız, ancak size de çiziminizde bir sorun varmış&#8230; ııh.. berbat çiziyormuşsunuz gibi geldiyse, yeteneksizliğinize kızdıysanız, çizimlerinizden nefret ettiyseniz.. merak etmeyin! Her zaman sizden daha beceriksiz birileri vardır, işte o biri olarak, gününüzü neşelendirmek istedim, bu kadar ilkokul çocuğu olunamaz diyeceksiniz, olunabiliyor. Resimlerin hepsi, tarafımdan, Aranel Surion tarafından çizilmiş olup kesinlikle sokaktan çocuk falan çevirilmemiştir:<br />
<img class="alignnone size-medium wp-image-789" title="Sketch.sketch" src="http://www.aranelsurion.org/wp-content/Sketch.sketch-300x127.png" alt="" width="300" height="127" /><img class="alignnone size-medium wp-image-790" title="Sketch (2).sketch" src="http://www.aranelsurion.org/wp-content/Sketch-2.sketch-300x127.png" alt="" width="300" height="127" /></p>
<p><img class="alignnone size-medium wp-image-791" title="Sketch (3).sketch" src="http://www.aranelsurion.org/wp-content/Sketch-3.sketch-300x127.png" alt="" width="300" height="127" /><img class="alignnone size-medium wp-image-792" title="Sketch (5).sketch" src="http://www.aranelsurion.org/wp-content/Sketch-5.sketch-300x141.png" alt="" width="300" height="141" /></p>
<p><img class="alignnone size-medium wp-image-793" title="Sketch (6).sketch" src="http://www.aranelsurion.org/wp-content/Sketch-6.sketch-300x127.png" alt="" width="300" height="127" /></p>
<p>&#8220;Beşinci resimde çocukluğumdan bir şeyler buldum, benim resmimi de çizsene&#8221; diyenler -saçmalamayın olm?- bir adet resimleriyle beraber bana ulaşsınlar, itinayla çizeceğim. hehe.</p>
<hr /><h2>İlgili Yazılar:</h2><ul><li><a href="http://www.aranelsurion.org/2010/kisisel-bolge/blogum-3-yasinda" rel="bookmark" title="Permanent Link: Blogum 3 yaşında!">Blogum 3 yaşında!</a></li><li><a href="http://www.aranelsurion.org/2010/linux-dunyasindan/maemo-moblin-ve-meego" rel="bookmark" title="Permanent Link: Maemo, Moblin ve MeeGo">Maemo, Moblin ve MeeGo</a></li><li><a href="http://www.aranelsurion.org/2010/linux-dunyasindan/maemo-5-n900-artik-turkce" rel="bookmark" title="Permanent Link: Maemo 5 (N900) artık Türkçe!">Maemo 5 (N900) artık Türkçe!</a></li><li><a href="http://www.aranelsurion.org/2011/linux-dunyasindan/nokia-ozgur-yazilim-dunyasindan-ayrildi" rel="bookmark" title="Permanent Link: Nokia, Özgür Yazılım Dünyasından Ayrıldı">Nokia, Özgür Yazılım Dünyasından Ayrıldı</a></li><li><a href="http://www.aranelsurion.org/2010/kisisel-bolge/tasindim" rel="bookmark" title="Permanent Link: Taşındım (:">Taşındım (:</a></li></ul><hr /><small>2007 - 20xx<br /> Aranel Surion'un Blogu. (Dijital Parmakizi:<br /> c073d28377f852746662bb706db575c6)</small>]]></description>
		<wfw:commentRss>http://www.aranelsurion.org/2010/bilisim/nokia-n900-incelemesi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>173</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>MacOSX Deneyimlerim</title>
		<link>http://www.aranelsurion.org/2009/bilisim/mac-osx-deneyimlerim</link>
		<comments>http://www.aranelsurion.org/2009/bilisim/mac-osx-deneyimlerim#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 18 Jul 2009 00:26:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Aranel</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilişim]]></category>
		<category><![CDATA[donanım]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel]]></category>
		<category><![CDATA[mac]]></category>
		<category><![CDATA[tanıtım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aranelsurion.org/?p=615</guid>
		<description><![CDATA[<p><em>Şimdiye kadar Maclerden özenle uzak kalmış biri olarak(sevmiyorum seni Apple!) geçenlerde ister istemez Mac kullanmak zorunda kaldım. Bir adet Intel G5 üzerinden MacOSX kullanmış oldum ve kesinlikle alışılmışın dışında bir tecrübe oldu benim için. O sistemi halen kullanıyorum hatta. Bir hafta kadar önce, iş için bana ayrılmış bilgisayarın bir Mac olduğunu ve benim MacOSX ile hiç aram olmadığını düşününce, biraz araştırma yapmam gerekti.</em></p>
<p></p>
<p>Öncelikle, bir MacOSX ancak ve ancak Mac ile kullanılmalıdır! Intel işlemcisi var diye PCye MacOSX, Mac&#8217;e Windows falan kurma acayiplikleri işletim sisteminin tasarımını berbat etmenin alemi yok. Mac&#8217;lerin <strong>nettop</strong> adı verilen Monitör + Kasa birleşik tasarımına bayıldığımı da ekleyeyim. Mac&#8217;in klavyesi, tasarımı, renk seçimi, Mighty Mouse&#8217;u -ayrıca değineceğim- her şeyi MacOSX ile uyumlu bir tasarım yaratma amacında. Bir MacOSX en güzel deneyimi ancak Mac ile yaşatır.</p>
<p>Gelelim donanımsal bazı farklılıklara. Öncelikle Mighty Mouse denen fareden bahsedeyim. Mighty Mouse aslında tuşsuz bir mouse, ya da tek tuşlu diyebiliriz. Ancak dokunuşlara oldukça hassas olan bu alet parmağınızı nereye koyduğunuza  göre sağ mı sol mu tıkladığınızı belirliyor. Buna alışana kadar gün yüzü görmemiş küfürler edebilirsiniz.  Mouseun ortasındaki kısım(trackpad mi deniyordu bunlara?) her yöne dönebiliyor, ayrıca eğer basmayı becerebilirseniz kendisi üçüncü bir tuş yerine de  geçiyor. Klavyenin de benzer şekilde, WinKey&#8217;den arındırılmış, Insert tuşu yerine &#8220;yardım et&#8221; tuşu olan, CTRL&#8217;nin Alt&#8217;ın bir acayipleştiği, 16 tane fonksiyon tuşunun olduğu bir klavye olduğunu söylemeliyim. Yani alışana kadar maymun olacaksınız arkadaş. Ayrıca tüm bu süper tasarımlı aletlerin bir G9, bir G15&#8242;inizle boy ölçüşemeyeceğini bilin, iş sınıfı şeyler hepsi. Tasarımdaki ufak ayrıntılar çok hoş, mesela ön paneldeki, bilgisayar boot ederken yanıp sönen ışık, normalde aslında hiç yokmuş gibi görünüyor, kameranın-her modelde var mıdır bilemiyorum- yerleşimi de çok iyi düşünülmüş.</p>
<p>Mac, işlev olarak pek bir şey vaat etmeyen bir bilgisayar olduğundan, CD sürücüden CD almak bile bu alette alışılmışın dışında olabiliyor, şöyle ki, donanımsal bir tuş olmayabiliyor mesela. CDye sağ tıklayıp &#8220;Çıkar&#8221; demezseniz çıkmamakta direniyor. Tüm portların monitörün(yani kasanın) üzerinde yan yana durduğunu, bu görüntünün de oldukça sevimli olduğunu söylemeliyim. O güç tuşuna basarken bile şık bir cihaz kullandığınızı biliyorsunuz. Ha tabii sonra o şık cihazın güç tuşunun yanında reboot tuşu olmadığı geliyor aklınıza, canınız sıkılıyor.</p>
<p>Her neyse, konu MacOSX, Mac&#8217;in donanım muhabbetini burada kesmek istiyorum. Alışılamayacak zorlukta değil zaten. MacOSX&#8217;i ilk açtığımda o hafifçe dönen &#8220;yükleme ekranı&#8221;, ve hemen ardından sorgusuzca masaüstüne şutlanmanız, bana a) bu sistemin kullanıcı dostu olduğunu b) benim kullanıcı dostu işletim sistemlerini sevmediğimi farkettirdi. Kubuntu&#8217;mu açarken çıkan o güzel açılış çıktılarını burada göremiyorum. Eğer WinVista kullandıysanız, yeşili gri yapın, MacOSX&#8217;in açılışı öyle işte.</p>
<p>MacOSX kullanırken beni en çok etkileyen, sistemin aşırı derecede &#8220;sağlam&#8221; , tek parça halinde duruyor oluşuydu. Tabii kaputun altında durum pek öyle sayılmaz ama verdiği his bu yönde. Her uygulama birbiriyle az çok ilintili ve hepsi çok çok çok görsel. Mesela GNU/Linux&#8217;ta da kullandığım VirtualBox, burada sanki başka bir yazılımmışcasına güzel görünüyor. Sisteme kurduğunuz her yazılımda aynı hissi alıyorsunuz. Bu tabii çok şımartıcı. KDE&#8217;de olmayan, GNOME kullanıcılarının aşina oldukları sol taraftaki birbirinden bağımsız ikonlar Mac&#8217;de de var, oradan Bluetooth&#8217;u, AirPort(a.k.a Kablosuz)&#8217;u, IM istemcinizi falan ayarlayabiliyorsunuz. Bu tabii ki çok şık, biri KDE geliştiricilerine bunu anlatsa iyi olur!</p>
<p>Arabirimde çok etkileyici ve şuan KDE4&#8242;a da uyguladığım şeylerden biri, dock. Linux üzerinde bütün dockları(Cairo,Kiba,Avant..) denemiş olmama rağmen hiç dock kullanmamış ve bunun gerekliliğini anlamamıştım. Bir kaç doz MacOSX seansından sonra şimdi AWN kullanıyorum ve eski görev yöneticim çokdan çöpü boyladı bile. (&#8220;Kubuntu Masaüstlerim&#8221; yazımda yeni halini görebilirsiniz) İkinci bir güzellikse dashboard. Plasma&#8217;nın da bir dashboardı var fakat oldukça saçma bir şekilde, buraya eklediğiniz widgetler siz dashboardı kapatınca da desktopta bir yer ediniveriyorlar! O zaman dashboardın bir anlamı olmuyor tabii. Laf aramızda, bunu MacOSX-imsi yapan bir hack var, türkçeleştirip yayınlamayı düşünüyorum, anahtar kelime: aseigo&#8217;nun blogu.  Hackleseniz bile, yine de MacOSX&#8217;in dashboardı daha görsel.</p>
<p>Benim çok beğendiğim, KDE3.5&#8242;de yapılabilen ama 4&#8242;e nedense adam gibi port edilemeyen-hackleri varmış galiba, bilemiyorum- bir güzellik de global menü. Bunu en kolay şöyle açıklayabilirim: GNOME&#8217;da bildiğiniz üzere 2 panel vardır, üst ve alt. MacOSX&#8217;de de varsayılan 2 paneldir. Alt panel docktur, açılan uygulamalar ve uygulama kısayolları bulunur. Üst panelde kontrol ikonları, menü kısayolları ve kocaman bir global menü alanı vardır. O alanda, bizlerin her uygulamada ayrı ayrı görmek zorunda kaldığı &#8220;Dosya Düzen Görünüm Geçmiş Yer İmleri..&#8221; şeklinde giden liste mevcuttur, o panel zaten ince olduğundan fazla yer de kaplamaz, sizi de yer israfından kurtarır, oldukça da şıktır. Hangi uygulamaya tıklarsanız, aktif uygulamanın menülerini gösterir. Halen &#8220;anlamadım ben&#8221; diyorsanız bir kaç MacOSX ekran görüntüsüne bakın, olayı kavrarsınız.</p>
<p>Madem tasarımdan girdik, oradan devam edelim, zaten en çok bir fikir edinebildiğim kısmı o oldu. MacOSX compositing efektleri konusunda sınıfta kalıyor. Tabii rakibi Windows kadar başarılı diyebiliriz ama bir Compiz Fusion, hatta bir KWin bulamayacaksınız.  Belki üçüncü parti uygulamalarla oluyordur. Ben dockun zıplaması-Kiba&#8217;nın fizik hesaplamaları yanında çocuk oyuncağı gibi- ve Cover/Pencere minimize etme efektleri dışında dişe dokunur bir efekt  göremedim. MacOSX&#8217;in varsayılan tasarımı, 3 OS arasında en görseli diyebilirim, bu haliyle hem KDE4&#8242;ün varsayılanından hem GNOME hem de WinVista&#8217;dan daha şık. Fakat elbette ki GNU/Linux&#8217;taki kadar kişiselleştirilebilir değil, masaüstü yöneticisi sabit, erişiminiz oldukça kısıtlı böyle şeylere. Yani istediğini elde etmeye alışkın Linux kullanıcıları rahatsız olabilirler, Windows kullananlar için pek bir fark olmayacak.</p>
<p>Tamam, tasarım konusu bu kadar. MacOSX&#8217;in en önemli ve en ilham verici kısmı bu olduğu için böyle detaylı tuttum. MacOSX&#8217;in uygulama desteği de hiç fena değil, özgür yazılımların bir çoğu port edilmiş. Bunlara örnek olarak halen kullanmakta olduğum Eclipse,GIMP(Photoshop varken acayip olabiliyor tabii GIMPte inat etmek), XAMPP, VirtualBox ve daha bir çoğu var. Sıklıkla tanıdık uygulamalara denk geleceksiniz. Windows&#8217;taki uygulama çöplüğü tabii ki mevcut değil. Yalnız bu sistemde doğru düzgün bir paket yöneticisi olmaması can sıkıcı. &#8220;sudo apt-get install&#8221; a alışmış ellerim burada indir,kur,bekle,next,next,i agree yapmaktan rahatsızlık duydu. MacOSX uygulamalarının hoş bir yanıysa, tek parça olabilmeleri. Mesela bir IRC istemcisi indirdiniz, içinden sadece tek bir dosya çıkıyor, onu Applications klasörüne kopyalayıp oradan tıklamayla açıyorsunuz, tüm uygulama sanki o tek dosyaymış gibi oluyor.</p>
<p>Dosya yönetimi mevzusu biraz rahatsız etti beni, ayarı her neredeyse bilemiyorum ama, bir dosyayı doğrudan silmek için gereken o &#8220;çok özel&#8221; kısayolu bilmediğimden her seferinde o verinin önce çöp kutusuna gitmesinden bıktım artık. Bir context menüye adam gibi &#8220;Sadece Sil&#8221; fonksiyonu eklenemez miydi?</p>
<p>Kısayollar ve işlevsellik konusu sıkıntılı. Kullanma süreniz arttıkça alışılıyordur elbette ama ben burada halen süreç yöneticimi açamıyorum! Ya da terminale tek tuşla ulaşamıyorum. Yakuake benzeri uygulamalar olduğunu duymuş olsam da, paket yöneticisi olmadığından bir başka next,next,i agree yapmamak için aramak da istemiyorum aslında. Bu tür kısayollar arasında evrensel sayılabilecek olan CTRL + C bile ALT + C idi ben kullanırken. Ya da epostalardaki [at] işaretini yapmak için parmaklarınızın farklı bir şekil alması gerekiyordu, bu tip sorunlar var. Marijinal olacağım diye bilinen her kısayolu değiştirip can sıkmanın alemi yok, değil mi Apple? Konuyla ilgili ufak bir not olarak, ttyX konsolların olmadığı işletim sistemi gerçek olamaz, olmamalı.</p>
<p>Fonksiyon tuşlarının 16ya çıkması MacOSX de daha kolay &#8220;şımarma&#8221; imkanı tanımış. Yanlış anımsamıyorsam, F12 ile dashboarda hemen çıkabiliyor, tek bir fonksiyon tuşuna dokunarak tüm pencereleri önünüzde listeleyebiliyor, ya da hepsinin kenara kayıp masaüstüne dönmeyi yine tek fonksiyon tuşuyla yapabiliyorsunuz.  Bu çok şık, afilli bir şey, hem de daha rahat bir çalışma alanı sunuyor. İşin sürücü tanıma kısmına pek giremedim, MacOSX zaten Mac donanımıyla gelince tanıması gereken 2 şey kalmıştı, kulaklık ve flash belleğim. Eh bu ikisi işletim sistemlerinin en kolay tanıdıkları şeylerdir zaten.</p>
<p>Bunların dışında çok büyük farklılıklarla karşılaşmadım, arabirimi kendine has olan tek şeyiydi. Gerisi hem GNU/Linux&#8217;tan &#8220;esinlenmiş&#8221;, hem de WinVista tarafından oldukça &#8220;esinlenilmiş&#8221; şeyler, eğer bu ikisini kullandıysanız MacOSX size müthiş yenilikler getirmeyecek.  Sistemin dosya ağacı bile Linux&#8217;tan tanıdığınız /usr gibi klasörler mevcut, tabanı benzediğinden. Uygulamaların ikilik dosyaları ya da duruma göre kısayolları-MacOSX kısayol işine pek de sıcak bakmıyormuş gibi geldi bana- Applications klasöründe mevcut.</p>
<p>Performans ve stabilite aslında çok önemli mevzular olmasına rağmen bu konuda henüz çok bir şey söyleyemiyorum, MacOSX&#8217;lerin etkileyici tasarımlarının altında güçsüz bir altyapı yattığını hepimiz duyuyoruz ama birinci elden test etme fırsatım olmadı. Macler genelde dünyanın parasını verip, 3 liralık teknolojiye 5 lira ödettirdiğinden sistemler zaten iyi, haliyle hızlı da çalışıyor. Aynı sistemde bir GNU/Linux falan uçardı herhalde. Ara ara CPU saçmasapan tavan yapıyor, onu saymazsak sistem bir şekilde kendine yol buluyor. Yalnız RAMden çok yediğini söyleyebilirim, ne yaparsam yapayım hep bir şekilde Swap kullanma inadını sürdürdü kendisi. Sistem çok stabil gelmedi bana, bazen saçmasapan hatalar ya da yanlışlıkla Finder&#8217;ı bozmanız, uygulamaların adam gibi listelenmeyişi gibi şeyler olabiliyor, bunlar sanırım ortalama bir süre için zaman ayırdığınızda çözülmeyecek şeyler değillerdir, bunların dışında da ciddi bir eksiklik görmedim ben. Tabii bunu şimdi söylemem bir hafta sonra sistemin açılmaması gibi bir şeyle karşılaşmayacağım anlamına da gelmez,  çünkü oldukça yeni bir kullanıcıyım.</p>
<p>Benim için, özetle MacOSX, arabirimi ve görselliğiyle hayranlık uyandırıcı ve ilham verici, öyle ki daha önceden bu tasarıma alışmayanlar, docku, panelleri, dashboardı kullandıkça çok sevecekler. Renk kullanımı ve teması da en iyi varsayılan OS olmasını sağlıyor görsellik açısından, fakat iş kişiselleştirme olunca GNU/Linux çok daha önplanda, çünkü ne kadar uğraşırsanız uğraşın, MacOSX&#8217;de bir şey olmayınca olmuyor. Sizin müdahale etme opsiyonunuz da kısıtlı. Görsellik dışında bu sisteme özel ekstra artı olarak söylenebilecek çok fazla şey yok, Mac&#8217;lerin oldukça şık olduğu ve kalite hissi uyandırdığını zaten söylemiştim. Sonuç olarak genel kullanımda, Windows&#8217;tan bir kaç gömlek üstün görünüyor, bir GNU/Linux olamayacağı ise çok açık, elbette Apple&#8217;da bu &#8220;kullanıcı dostu&#8221; yüzünü korumak istiyor ve bir GNU/Linux olma yolunda değil.</p>
<p>Eğer unuttuğum, görmediğim başka güzel ve mümkünse diğer OSlarda fazla alışılmadık(Time Machine falan iyi hoş da biliyoruz onları) özellikler varsa, yorum atın.</p>
<hr /><h2>İlgili Yazılar:</h2><ul><li><a href="http://www.aranelsurion.org/2007/bilisim/apple-mac-os-x-10410u-cikartti" rel="bookmark" title="Permanent Link: Apple, Mac OS X 10.4.10&#8242;u Çıkarttı">Apple, Mac OS X 10.4.10&#8242;u Çıkarttı</a></li><li><a href="http://www.aranelsurion.org/2008/kisisel-bolge/fenerbahce-4-1-galatasaray-dominating" rel="bookmark" title="Permanent Link: Fenerbahçe 4 &#8211; 1 Galatasaray &#8211; Dominating!">Fenerbahçe 4 &#8211; 1 Galatasaray &#8211; Dominating!</a></li><li><a href="http://www.aranelsurion.org/2008/linux-dunyasindan/mac-windows-ve-linux" rel="bookmark" title="Permanent Link: Mac, Windows ve Linux">Mac, Windows ve Linux</a></li><li><a href="http://www.aranelsurion.org/2008/bilisim/appledan-bir-giydirme-daha" rel="bookmark" title="Permanent Link: Apple&#8217;dan bir giydirme daha">Apple&#8217;dan bir giydirme daha</a></li><li><a href="http://www.aranelsurion.org/2008/linux-dunyasindan/ilk-kde4-deneyimlerim" rel="bookmark" title="Permanent Link: İlk KDE4 Deneyimlerim..">İlk KDE4 Deneyimlerim..</a></li></ul><hr /><small>2007 - 20xx<br /> Aranel Surion'un Blogu. (Dijital Parmakizi:<br /> c073d28377f852746662bb706db575c6)</small>]]></description>
		<wfw:commentRss>http://www.aranelsurion.org/2009/bilisim/mac-osx-deneyimlerim/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Logitech Servis Deneyimim</title>
		<link>http://www.aranelsurion.org/2009/bilisim/logitech-servis-deneyimim</link>
		<comments>http://www.aranelsurion.org/2009/bilisim/logitech-servis-deneyimim#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 30 Apr 2009 16:25:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Aranel</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilişim]]></category>
		<category><![CDATA[eleştirel]]></category>
		<category><![CDATA[tanıtım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aranelsurion.org/?p=547</guid>
		<description><![CDATA[<p><em>Logitech&#8217;in kullanıcı dostu bir üretici olduğu hep söylenir. Aynı fikirde olduğumu söyleyemeyeceğim, her şirketin kullanıcı dostuluğu kendi çıkarlarına kastettiğiniz an biter çünkü. Fakat bazı üreticiler vardır, diğerlerinin kabus gibi servisinin yanında parlar, yükselirler. İşte Logitech, sanırım böyle bir şey.</em></p>
<p>Kısaca hikayemi anlatayım, 23 Nisan&#8217;da güzel G9&#8242;um bana bir bayram hediyesi olarak, sol tuşunu bozdu. Sürükle &amp;  Bırak işlemlerinde kafasına göre bırakması mı dersiniz, rastgele çift tıklaması mı, hepsi var. Hem WinXP hem Linux&#8217;da benzer sorunu aynı gün yaşayınca sorunun donanımsal olduğundan emin olabilidim. Bu noktada her ürünü bozulmuş ve canı sıkkın müşteri gibi Logitech&#8217;e ulaşıp garantimi kullanmaya çalıştım.</p>
<p>Ayın 23&#8242;ünde Logitech Forumlarına sorunumla ilgili bir başlık açtım, 24&#8242;ünde Vatan&#8217;ı aradım. Daha önce Logosoft, Penta gibi firmaların servislerinin kalitesizliği üzerine çokça şikayet duyduğum için onlarla muhattap olmamaya çalıştım. Aynı gün <strong>00800448825862 </strong>numaralı Logitech Türkiye servisini de arayıp 3 koldan saldırdım Logitech&#8217;e. Burada hemen söylemeliyim ki, Logitech&#8217;in türkçe sitesinde de anasayfada bulunan bu numara yanlış, cevap vermiyor. Sanırım ücretsiz bir hat, ama yine de mesai saatleri içinde hiç ulaşamadım kendilerine. 118&#8242;den Logitech&#8217;i sorarsanız size bir başka numara veriyorlar ve bu numara aslında müşteri servisi değil, ama derdinizi anlatabiliyorsunuz.</p>
<p>Vatan aynı gün beni genel merkezine yönlendirdi,  onları aradığımda tamir edilmesi için faturadaki belirttikleri adrese ürünü göndermemi istediler. 118&#8242;den aldığım numaradaki yetkilisi de Vatan&#8217;ı arayıp derdimi onlara anlatmam gerektiğini, onların ürünü Logitech Türkiye&#8217;ye ulaştıracaklarını söyleyerek topu yine Vatan&#8217;a attı.</p>
<p>Şimdi burada, akıllı ve deneyimli bir müşteri bilir ki, bu şu demek:</p>
<p>&#8220;Vatan&#8217;a gönderin, bu sırada bir kaç gün kargoda geçsin, sonra Vatan gerekli işlemleri yapsın ki bu da minimum bir kaç gün alacak, sonra onlar bize kargolasınlar, etti size en az bir gün daha, sonra biz ürünü alınca &#8220;bir ara&#8221; tamir edelim, süre sınırımız 30 gün olduğundan acelemiz yok. Sonra biz Vatan&#8217;a geri gönderelim ve bir gün de böyle geçsin, sonra onlar da size geri göndersinler. Tabii tatil günlerini de hesaba katmak koşuluyla! Kargoyu da size yıkacağımızı söylemiş miydik? Ürünü aldığınızda halen bozuksa, Vatan&#8217;ı arayın sonra onlar değiştirsin, sonra..&#8221;</p>
<p>Eeh lan, insanın okurken içi sıkılıyor değil mi? Ama öyle, satıcı ile üretici arasında devleti andıran bir bürokrasi var ve sizin aceleniz onları hızlandırmaya yetmiyor, sonuç olarak küçücük bir parça değişimi için 2-3 hafta mousesuz kalıyorsunuz.</p>
<p>Tabii başka şansım yoktu, Logitech hakkında duyduğum iyi şeylerin pek de gerçekleri yansıtmadığına karar vermiştim, gönderecektim. O sırada foruma açtığım başlıktan yola çıkarak, bir destek görevlisi bana email ile Logitech Uluslararası servisine ulaşabileceğimi söyledi. Türkiye&#8217;den olduğumu söylemiş olmama rağmen beni Amerika/Kanada servisine yöneltmesinin çok parlak bir fikir olduğunu söyleyemeyeceğim-Amerikadaki elemanlar Avrupa ofisine  yönlendiriyor sonra- ancak en sonunda iki kelimeden fazla derdimi anlatabildiğim birilerini bulmak beni sevindirdi.</p>
<p>Amerika ofisindeki destek görevlileri neredeyse bir CV detayında yazdığım problemime &#8220;ayarlar bozuk olabilir&#8221; cevabı vererek bende bir &#8220;link ışığınız yanıyor mu&#8221; nostaljisi uyandırmadı değil. Kendilerine kibarca 2 farklı OSta zaten denediğimi hatırlattım. Yine de verdikleri adımları uyguladım ve başarısız oluşunu büyük bir &#8220;ben demiştim&#8221;cilikle izledim.</p>
<p>Ardından gelen postanın beni oldukça şaşırttığını söylemeliyim, Logitech herhangi bir karşılık beklemeksizin adresime yeni bir G9 göndermeyi önerdi ve benden bazı bilgileri istedi. Bu &#8220;bilgiler&#8221;i toplamanın oldukça can sıkıcı olduğunu söylemeliyim, zira ad/soyad/adres/posta kodu/ev tel/mobil tel, satıcı firmanın adı/adresi/satın aldığınız tarih, neden size yeni ürün vermedikleri, G9unuz ve size verdikleri referans numarası ile beraber çekilmiş ürünün resmi, faturanın scan edilmiş hali, -varsa- online faturanız gibi bilgileri gibi bir sürü şey istiyorlar, neredeyse &#8220;3 aylık su,elektrik ve telefon faturamı da isteyecekler&#8221; diye düşünmeye başlamıştım ki bitti.</p>
<p>Bunun harika bir servis olduğunu söylemeliyim, bilgileri toplamak yaklaşık 30 dakikamı aldı ancak karşılığı büyük oldu, adresimi onayladıktan sonra bana yeni bir ürün göndereceklerini söylediler, bu servisin bir benzerini Türkiye&#8217;de bulabilen var mıdır bilmiyorum. Bu servisin tek sıkıntısı saat farkı. Ofisleri tam olarak nerede bilemiyorum fakat, sabah 5 gibi gudik saatlerde mail attıklarına göre buralara yakın olmasa gerek. Eğer o gün öğlene kadar yattıysanız, o sırada adamların mesaisi de biteceğinden yazacağınız cevabın okunması da yarına kalacak demek.</p>
<p>Logitech konusunda önerim asla Türkiye koluyla ve satıcınızla muhattap olmayın, satıcıyı bir kez arayıp ürünü değiştirmelerini talep edin, %95 ihtimalle reddedecek ve tamir etmek isteyeceklerdir, o noktadan sonra Logitech&#8217;in uluslararası servisine haber verip günü kurtarmalarını isteyebilirsiniz.</p>
<p>Şuan henüz adresimin onaylanması aşaması yeni bitti, sanırım uluslararası servisin de yenisini kargolaması &#8220;biraz&#8221; zaman alacak, bu yüzden işin kargo ve elinize ulaşma süresi kısmı hakkında yorumdan kaçınacağım ancak, böyle bir servisin verilmesi bile, bana yaşadığım onlarca küfrettirici servis anısından sonra ilaç gibi geldi.</p>
<p>Mouseumu G9, Klavyemi G15, Gamepadimi Chillstream alırken bir bildiğim varmış demek ki <img src='http://www.aranelsurion.org/wp-content/plugins/smilies-themer/Silk/emoticon_smile.png' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<hr /><h2>İlgili Yazılar:</h2><ul><li><a href="http://www.aranelsurion.org/2009/kisisel-bolge/logitech-yeni-g9umu-gonderdi" rel="bookmark" title="Permanent Link: Logitech Yeni G9umu Gönderdi">Logitech Yeni G9umu Gönderdi</a></li><li><a href="http://www.aranelsurion.org/2008/bilisim/logitech-g15-icin-sistem-bilgisi-modulu" rel="bookmark" title="Permanent Link: Logitech G15 için Sistem Bilgisi modülü">Logitech G15 için Sistem Bilgisi modülü</a></li><li><a href="http://www.aranelsurion.org/2008/bilisim/logitech-g15-bulmak" rel="bookmark" title="Permanent Link: Logitech G15 Bulmak..">Logitech G15 Bulmak..</a></li><li><a href="http://www.aranelsurion.org/2011/kisisel-bolge/calisma-alanim" rel="bookmark" title="Permanent Link: Çalışma Alanım">Çalışma Alanım</a></li><li><a href="http://www.aranelsurion.org/2008/linux-dunyasindan/logitech-chillstream-linux-kurulumu" rel="bookmark" title="Permanent Link: Logitech Chillstream Linux Kurulumu">Logitech Chillstream Linux Kurulumu</a></li></ul><hr /><small>2007 - 20xx<br /> Aranel Surion'un Blogu. (Dijital Parmakizi:<br /> c073d28377f852746662bb706db575c6)</small>]]></description>
		<wfw:commentRss>http://www.aranelsurion.org/2009/bilisim/logitech-servis-deneyimim/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>8</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Religulous</title>
		<link>http://www.aranelsurion.org/2009/kisisel-bolge/religulous</link>
		<comments>http://www.aranelsurion.org/2009/kisisel-bolge/religulous#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 07 Feb 2009 19:19:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Aranel</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kişisel Bölge]]></category>
		<category><![CDATA[ateizm]]></category>
		<category><![CDATA[film]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[komik]]></category>
		<category><![CDATA[tanıtım]]></category>
		<category><![CDATA[video]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aranelsurion.org/?p=487</guid>
		<description><![CDATA[<p><img class="alignleft" src="http://www.wildaboutmovies.com/images_6/Religulous_CanadaPoster.jpg" alt="[Religulous Afişi]" width="262" height="359" /><em>Bu hafta kendimi film izlemeye adadım, ve bu sırada çok ilginç bir yapıtla karşılaştım. Religulous, Religious(dindar) ve Ridiculous(saçma) kelimelerinin birleştirilmesiyle isim almış bir film.  2008&#8242;de çekilmiş. Genellikle belgesel olarak tanıtılıyor olsa da, dökümantasyondan çok mizah ağırlıklı.  <strong>Bill Maher</strong>, sırasıyla bütün semavi dinlerin ve egzotik inançların tapınaklarını geziyor, ilgi çekici kişilerle konuşuyor, bu sırada elbette toplumun da görüşlerine eserinde yer veriyor. Filmi izlediğim süre içinde &#8220;bu bir devrim&#8221; diyebileceğim türden inanılmaz bilgilerle karşılaşmadım, hatta bence yanlış gözlemler de mevcuttu-ki değineceğim- ama gerçekten güldüğümü söyleyebilirim. Bill&#8217;in amacı da bu, dinlerin aslında ne kadar &#8220;komik&#8221; yönleri olduğuna değinmek ve buradan bir çıkarıma gitmek. Eserin yapımında, Amerika senatörlerinden, Venedik&#8217;e-içeri alınmıyorlar- kadar her yeri geziyorlar. Hristiyanlığın eleştirilmesi ise biraz &#8220;vakit almış&#8221; diyebilirim, filmin izleyici kitlesi Avrupa ve Amerika olunca Islam ve türevlerini bir kenara itmişler gibi geldi.</em></p>
<p></p>
<p>Religulous&#8217;un izleyici kitlesi hakkında yadırgadığım tek şey şuydu ki, aslında tam olarak hiç kimse hedef alınamamış. Bir ateist için fazlasıyla sığ ve tamamen mizah ürünü olarak, bir müslüman içinse fazlasıyla alaycı bir üslupla sert bir eleştiriymiş gibi görünüyor ve ne toplumu bilinçlendirmek, ne de zaten bilinçli topluluğa bilgi kazandırmak adına bir dala tutunamıyor.</p>
<p>IMDB&#8217;de 7.8 almış fakat &#8220;Documentary&#8221; tanımının eseri doğru tanımladığını düşünmüyorum.</p>
<p>Religulous&#8217;u tahmin edebileceğiniz üzere netten indirdim, herhangi bir altyazısı mevcut değildi. Fakat zaten çok ağır terimler ve felsefi analizler bulamayacaksınız, bu sebeple orta derecede bir İngilizce ile-aksanları anlayamazsanız ingilizce altyazısı mevcut- rahatlıkla anlaşılabilir.</p>
<p>Bill Maher, kendi ailesiyle başladığı araştırmaya, ufak bir topluluk hristiyan ile, ileri bölümlerde ise inançlı bilim adamlarıyla(%93&#8242;ünün ateist ve agnostik olduğunu da belirterek, elbette) , farklı inançların &#8220;tanınan simalarıyla&#8221; devam ediyor. Tabii o kadar basit değil, bu sırada &#8220;akıllı tasarımcılar&#8221;dan tutun,  homoseksüel haklarına kadar bir çok farklı konu üzerinde ilginç tartışmalar ve uç kesimler yer alıyor, ve bir kez daha dinlerin kendinden olmayana karşı tahammülsüzlüğü ve acımasızlığı gözler önüne seriliyor. Hatta kendisini bir nevi &#8220;mesih&#8221; olarak tanımlayan bir şahsiyet ile bile söyleşi yapılıyor. &#8220;10 Emir&#8221;in içinde &#8220;çocuk istismarı&#8221; ya da &#8220;tecavüz&#8221;ün neden bulunmadığı sorgulanıyor, doğru ya, eğer biz şuan bir &#8220;emir listesi&#8221; yapsak ve on ile sınırlasak muhtemelen ilk dördünü &#8220;inanç, inanç ve inanç&#8221; eksenine kurmazdık ve tanrı da muhtemelen bu kadar &#8220;kıskanç&#8221; olamazdı.</p>
<p>Hatta izninizle bir spoileri aktarmak istiyorum, izleme şevkiniz pekişsin:</p>
<blockquote><p>Bill ile senatör konuşmaktadır, tartışmanın uzaması ve senatörün ardı ardına aldığı ataklara mantıklı cevaplar verememesi üzerine şu sözü sarfeder:</p>
<p>&#8220;Siz Amerika&#8217;da önemli işler yapan azınlık kişilerden birisiniz, konuşan bir yılana inanan insanların benim ülkemi yönetiyor olması beni endişelendiriyor.&#8221;</p>
<p>Senatör: &#8220;Senatoda olmak için IQ testi geçmeniz gerekmiyor.&#8221;</p>
<p>Bill: {Mavi Ekran}</p></blockquote>
<p>Bu tür &#8220;efsanevi&#8221; diyaloglar sıkça mevcut, her dinden her inançlı kimsenin verdiği ilginç &#8220;tepkiler&#8221; filmde önemli bir yer ediniyor. Yine aynı senatörle yapılan konuşmanın en ilginç kısmı ise-ki bu doğrudan Türkiye&#8217;deki topluluğu ilgilendiriyor- 32 ülke arasında yapılan &#8220;en inançlı&#8221; sıralamasında Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nin ikinci gelmesi. Hayır, asıl ilginç olan o değil, Türkiye bu listede başı çekiyor! Tabii listeye Asya ülkeleri dahil edilmemiş, bu da aslında bizim &#8220;inançlar&#8221; açısından da Avrupa ve diğer gelişmiş ülkeler seviyesinden aslında ne kadar geride olduğumuzu gösteriyor ki bence acı bir sonuç.</p>
<p>Bill Maher, diyaloglar esnasında oldukça ilginç sorular da yöneltiyor, neden bronz çağı inançlarını orada bırakmıyoruz? gibi. Bilim ve evrim ekseninde Evrimin ne kadar &#8220;kabul görmüş&#8221; olduğunu ise &#8220;gözümüze sokmaksızın&#8221; anlatışı hoş olmuş. Bunu bir konsensus olarak betimlemesi tam olarak uygun tasvir olmayabilir, ama mantıklı.<br />
<img src="http://www.chlotrudis.org/mewsings/uploaded_images/religulous-772673.jpg" alt="[Religulous Sahne]" /><br />
Daha çok spoiler verip eserin mizahi yönünü kaçırmak istemiyorum, fakat Religulous Islam konusunda bence sınıfta kalıyor. Islam&#8217;ın eleştirilebilecek ve oraya çıkartılabilecek bu kadar &#8220;kirli çamaşırı&#8221; mevcut iken son yirmi dakikaya sıkıştırıp kendilerince bir kaç arkadaşa sorup İslam&#8217;ı terörize etmek ne mizahi, ne de doğru bir bakış açısını yansıtıyor.  Zaten İslami mekanları gezerken Bill hiç mizah yapmıyor, sanıyorum ki biraz da kellesini kurtarmak için. Diğer dinler üzerine yaptığı derin sorgulamaları Islam üzerinde yapmak ve zaten genel olarak bilinen şeyleri bile gündeme getirmiyor. Genelde hep aynı slogan üzerinden gidiliyor: &#8220;Islam is violent.&#8221; Tamam bu tamamen yanlış bir bakış açısı değil ve ortadoğuya bakarsanız Islam&#8217;ın hoşgörüsüzlüğünün her yana yayıldığını, karikatüristlere karşı &#8220;global cihat&#8221; ilan edildiğini görürsünüz, fakat bunu kriminalize etmek bir Türkiye gibi &#8220;ılımlı islam&#8221; takılan ülkeleri zan altında bırakmamak oluyor ki eser boyunca eleştirilen &#8220;din ve inanç&#8221; kavramlarının burada bir nevi boşluk yaratması oldukça kötü durmuş. &#8220;We should become muslim or We should killed. We&#8217;re infidels.&#8221; demek içinde yaşadığımız toplum gibi bir çok &#8220;ılımlı&#8221; toplumu etkilemiyor. 20 dakikaya çok daha kapsamlı sorgulamalar, sorular ve istense tüm bu &#8220;rüyayı&#8221; bitirebilecek şüpheler belirtilebilirdi ama bunun yerine USA&#8217;de şuanki anaakım düşünce olan &#8220;Müslümanlar teröristtir&#8221; düşüncesi beslenmiş. İnanç için &#8220;saçma&#8221; kelimesini kullanıp ardından terörizmle suçlamak bu saçmalığı mantıklı ideolojik temellere oturtmak değilse nedir?</p>
<p>Ama yine de, izlenmeli, izletilmeli. Islam üzerine fazla mizah ve bilgi verici diyalog olmamasına rağmen, zaten sanırım bize yetenini zaten biliyoruz. Diğer &#8220;saçmalıklara&#8221; bakış açınızı geliştirebilir.</p>
<p>Hatta ister misiniz, Darwin Yılı&#8217;nda böyle bir yapım televizyonlarda gösterilse? Ne güzel olurdu ama, nerede bu medyada o <strong>göt</strong>. Yok işte.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.imdb.com/title/tt0815241/">IMDB Linki için tıklayın.</a></p>
<hr /><small>2007 - 20xx<br /> Aranel Surion'un Blogu. (Dijital Parmakizi:<br /> c073d28377f852746662bb706db575c6)</small>]]></description>
		<wfw:commentRss>http://www.aranelsurion.org/2009/kisisel-bolge/religulous/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Stumbleupon, Musicovery ve Foxyproxy</title>
		<link>http://www.aranelsurion.org/2008/bilisim/stumbleupon-musicovery-ve-foxyproxy</link>
		<comments>http://www.aranelsurion.org/2008/bilisim/stumbleupon-musicovery-ve-foxyproxy#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Jan 2008 01:21:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Aranel</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilişim]]></category>
		<category><![CDATA[tanıtım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aranelsurion.org/bilisim/22/stumbleupon-musicovery-ve-foxyproxy</guid>
		<description><![CDATA[<p>Gece biraz nette gezindim ve çok harika 3 uygulama hakkında bilgi sahibi oldum, <strong>Stumbleupon, Musicovery ve Foxyproxy. </strong>Bakalım neymiş bunlar:</p>
<p></p>
<p><a href="http://www.stumbleupon.com/getstumble.php"><img src="http://www.emarketingperformance.com/blog-images/stumbleupon-overview.jpg" alt=""http://www.emarketingperformance.com/blog-images/stumbleupon-overview.jpg" grafik dosyası hatalı olduğu için gösterilemiyor." height="182" width="182" /></a></p>
<p>StumbleUpon ile başlayayım, <strong>SU,</strong> kısaca sizin ilgilendiğiniz kategorilerin bulunmasında ve bu kategorilere göre önünüze video,film,internet içeriği gibi bilgilerin getirilmesinde rol oynuyor. Üstelik siz de son derece tatlı(ve FFox&#8217;u seven) toolbardan <strong>&#8220;I Like It!&#8221;</strong> diyerek başka siteleri ekleyebiliyorsunuz. Gruplar, Arkadaşlık, Beğeni sistemi gibi klasik topluluk hizmetleride unutulmamış. Özellikle bilgisayar konusunda bir çok etiket ekledim ve aldığım sonuçlardan çok memnun kaldım.</p>
<p>Diğer uygulama <strong>Musicovery. </strong>Tasarım olarak gerçek anlamda <strong>kötü </strong>bir arayüz ve saçmasapan reklamlarla can sıkmasına rağmen, çok beğendim bu uygulamayı. Sizin o anki ruh halinize ve istediğiniz türe göre müzikler bulabiliyor, bulut sistemiyle o parçalara en yakın diğer parçaları bulup, çalabiliyor. Ayrıca demo falan değil tam şarkı çalması iyi olmuş. Şarkının çıkış yılından, temposuna kadar bir çok filtre kullanılabiliyor. Sürekli aynı şeyleri dinlemekten sıkılanlar için, Musicovery harika bir site. Adresi : http://musicovery.com</p>
<p><a href="https://addons.mozilla.org/en-US/firefox/images/preview/2464/1" rel="lightbox[previews]">                             <img src="https://addons.mozilla.org/en-US/firefox/images/addon_preview/2464/1" /></a><a href="https://addons.mozilla.org/en-US/firefox/images/preview/2464/2" rel="lightbox[previews]" class="hide" title="Proxies Tab"></a><a href="https://addons.mozilla.org/en-US/firefox/images/preview/2464/3" rel="lightbox[previews]" class="hide" title="Global Settings Tab"></a><a href="https://addons.mozilla.org/en-US/firefox/images/preview/2464/4" rel="lightbox[previews]" class="hide" title="AutoAdd Tab"></a><a href="https://addons.mozilla.org/en-US/firefox/images/preview/2464/5" rel="lightbox[previews]" class="hide" title="Logging Tab"></a><a href="https://addons.mozilla.org/en-US/firefox/images/preview/2464/6" rel="lightbox[previews]" class="hide" title="Proxy Settings - General Tab"></a><a href="https://addons.mozilla.org/en-US/firefox/images/preview/2464/7" rel="lightbox[previews]" class="hide" title="Proxy Settings - Details Tab"></a><a href="https://addons.mozilla.org/en-US/firefox/images/preview/2464/8" rel="lightbox[previews]" class="hide" title="Proxy Settings - Patterns Tab"></a><a href="https://addons.mozilla.org/en-US/firefox/images/preview/2464/9" rel="lightbox[previews]" class="hide" title="Patterns Tab - Wildcard Reference"></a><a href="https://addons.mozilla.org/en-US/firefox/images/preview/2464/10" rel="lightbox[previews]" class="hide" title="Add/Edit Pattern"></a><a href="https://addons.mozilla.org/en-US/firefox/images/preview/2464/11" rel="lightbox[previews]" class="hide" title="About Dialog"></a></p>
<p>Üçüncü ve son beğendiğim uygulama, bir Firefox eklentisi, FoxyProxy adındaki bu eklenti, özellikle yasakların katlanarak arttığı(YouTube,Wordpress,Megaupload,ThePirateBay..) ülkemiz için biçilmiş kaftan. İstediğiniz an Tor veya herhangi bir açık proxye geçebiliyor, gerektiğinde tek tıkla proxyi etkisizleştirebiliyorsunuz. Tüm yasakları delip geçen, kısıtlamacı olmayan çok hoş bir uygulama FoxyProxy. Firefox kullanıcıları mutlaka bu eklentiyi edinmeliler. Edinmek için : addons.mozilla.org</p>
<p>Bu 3 uygulama da kesinlikle gözüm kapalı önereceğim yazılımlar. Biraz sosyalleşeyim, yeni içerikler keşfedeyim derseniz Stumbleupon, Yeni müzikler keşfetmenin en kolay yolu olan Musicovery, ve TTDNS&#8217;den vazgeçemeyenler için, kolay ve güvenli FoxyProxy.</p>
<hr /><h2>İlgili Yazılar:</h2><ul><li><a href="http://www.aranelsurion.org/2008/bilisim/youtubee-web-proxyler-uzerinden-baglanmak" rel="bookmark" title="Permanent Link: YouTUBE&#8217;e web proxyler üzerinden bağlanmak">YouTUBE&#8217;e web proxyler üzerinden bağlanmak</a></li><li><a href="http://www.aranelsurion.org/2010/linux-dunyasindan/tor-torbuttonfoxyproxy-ve-dreamhost-socks5-proxy" rel="bookmark" title="Permanent Link: Tor, TorButton/FoxyProxy ve Dreamhost SOCKS5 Proxy">Tor, TorButton/FoxyProxy ve Dreamhost SOCKS5 Proxy</a></li><li><a href="http://www.aranelsurion.org/2009/linux-dunyasindan/firefox-eklentilerim" rel="bookmark" title="Permanent Link: Firefox Eklentilerim">Firefox Eklentilerim</a></li><li><a href="http://www.aranelsurion.org/2008/kisisel-bolge/blogdan-bazi-ozel-istatistikler" rel="bookmark" title="Permanent Link: Blogdan bazı özel istatistikler">Blogdan bazı özel istatistikler</a></li><li><a href="http://www.aranelsurion.org/2011/bilisim/22-agustos-sansurunu-asma-yollari" rel="bookmark" title="Permanent Link: 22 Ağustos Sansürünü Aşma Yolları">22 Ağustos Sansürünü Aşma Yolları</a></li></ul><hr /><small>2007 - 20xx<br /> Aranel Surion'un Blogu. (Dijital Parmakizi:<br /> c073d28377f852746662bb706db575c6)</small>]]></description>
		<wfw:commentRss>http://www.aranelsurion.org/2008/bilisim/stumbleupon-musicovery-ve-foxyproxy/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

