Valve’den STS paketim geldi :)


Valve, Steam Translation Server ‘da Dota II çevirilerine yardımcı olan gönüllülere hediyeler gönderiyor. Mart ayında Secret Shop üzerinden her bir kullanıcıya verilen envanter üzerinden istediklerimi seçtim, ve dün Valve’den hediyelerime kavuştum. Evet herkesin envanteri de farklı, yani size rastgele seçilmiş hediyeler değil ne isterseniz onu gönderiyorlar, üstelik -özellikle de Valve oyunlarına aşinaysanız- bu hediyelerin her biri ayrı güzel, ayrı anlamlı, enfes! DHL üzerinden kargoya verip, 3 gün içinde gümrüksüz, sorunsuz kapınıza kadar göndermeleri de ayrı güzellik. İnsan Valve sempatizanı olmasın da ne yapsın şimdi?

İşte bana gelen paketin içeriği:

  • Steelseries Qck! Dota II Limited Edition mousepad
  • Half Life 2 The Dog mousepad
  • 5 adet T-Shirt: Mann Co, TF2 Sandvich, Portal Turret’ları, Spaaace!,Dota II Championships
  • “The Sacrifice and Other Steam-powered Stories” çizgi romanı
  • Portal II Aperture Science kahve bardağı
  • Steam Translator şapkası
  • Portal II uyarı stickerları
  • 2 adet Portal II Weighted Companion Cube anahtarlığı
  • Dota II karakter kara kalem çizimi

Bu yazının tamamını oku »

This is Aperture

Nightmare Before Christmas ve Portal II, iki farklı alanda iki mükemmel eseri birleştiriyorsunuz, ortaya böyle eğlenceli bir sonuç çıkıyor. Basit bir uyarlama olmamış üstelik, enstrümanlar da sözler de Portal evreninin bir parçası olmuş, This is Halloween ‘i bilmeseniz oyun-içi şarkı diye yedirilebilir.

Farketmemi sağlayan: FarelerOyunda

don’t take it personally, babe, it just ain’t your story

 

Daha önce yine bir Christine Love oyunu olan Digital: A Love Story ‘den bahsetmiştim blogumda, onu oynamadıysanız neler kaçırdığınızı anlatmaya kelimeler yetmez. Christine Love kimdir, nasıl oyunlar yapar ondan bahsedeyim. Bu tarz oyunların adı Visual Novel (Görsel Roman), yani spesifik bir olay akışı, bir mesaj ve verilmek istenen bütün bir efekt var, amacınız en yüksek skoru yapmak gibi birşey değil, hatta bu oyunların kontrolü çoğunlukla sizde bile değil.

Don’t take it personally babe (kısaltarak yazacağım), 2027′de yeni atanmış, pek de başarılı bir hayatı olmayan, orta yaş krizi etkisinde kariyer değişikliği ve başarısız 2 evliliğin sonucu bir öğretmensiniz, 2027′nin gençleri de, okul mantığı da biraz daha farklı tabii. Öğrencilerin size karşı ve birbirlerine karşı tavrı çok daha, nasıl desem, serbest. Sosyal medya ve mimlerle yaşıyorlar, referanslar ve kısaltmalarla konuşmayı seviyorlar, çok da anlamayacağınız, biraz yabancı hissettirecek bir toplumdasınız, yeni kafalar ve yeni tipler var. Lezbiyen ve gay ilişkilerini rahatlıkla sürdüren öğrencileriniz (Love’un kendisi de lezbiyen ya da bu konularda “rahat” bir insandı yanılmıyorsam) var mesela, herşey bugünü andırıyor ama tam olarak oraya oturmadığınızı, karşınızdaki sınıfın sizinle aynı çağda yaşamadığını da hissediyorsunuz. Peki oyunda bir karakterseniz, karakterlerin birbirleriyle ilişkisini ve bu yeni doğan toplumu nasıl anlayacaksınız? İşte burada devreye, hikayeye  tamamen yeni bir boyut kazandıran bir kavram giriyor: sosyal medya.

Tüm öğrencileriniz AmieConnect adında Facebook türevi bir ağda takılıyorlar, bu ağ sadece okul öğrencileri için ve onlar kullanıyor, hem de sürekli. Günümüzün elinden iPhone’u düşmeyen gençleri, burada artık sınıflarda bile sürekli iş başındalar. Bilmedikleri şeyse, sizin onların durum mesajlarını, profillerini ve özel mesajlaşmalarını okuyor olduğunuz. Sınıfa ilk girdiğinizde “Yeni gelen hoca taş gibi!” minvalinde bir durum mesajını gördüğünüzde şaşırmayın diye söylüyorum, hikayenin her anında öğrencilerinizin AmieConnect’lerini izleyebiliyorsunuz, birbirleriyle olan dramalarını, aşklarını, kavgalarını görüyorsunuz, bir yandan da hikaye devam ediyor ve bunların hikayedeki size yansımasını görüyorsunuz. Çok orijinal bir hikaye anlatımı değil mi? Aynı zamanda orijinal bir “sapık” oluyorsunuz bu hikayede. Dahası, hikayenin belli yerlerinde karar vermeniz gereken dönemeçlere geliyorsunuz, bunlar hakkında konuşarak hikayeyi batırmak istemiyorum ama büyük kararlar vereceğinizi ve bazı karşılıklar alacağınızı bilmelisiniz, hikaye de sizin bu kararlarınıza göre şekilleniyor. Her bir karakterin kendine göre bir tarzı, tercihleri ve hikayesi var, Kendall gerçek bir baş belası/serseriyken, Taylor kaybettiği erkek arkadaşını yeniden kazanmak için her yolu denemeye hazır. Don’t take it personally babe ‘de merkezi bir ahlak kriteri, “doğru yol”  bulamayabilirsiniz, belki de hikaye, paralel bir evrende “almak istediğiniz ama alamadığınız kararları” aldırmak istiyordur, kim bilir?

Aynı Digital’de yaptığım gibi, çok anlatarak hikayeyi mahvetmek istemediğim için kısa kesiyorum yine. Don’t take it personally babe, bir Digital değil, ne format ne hissiyat olarak. Çok daha farklı bir dünyayı, olasılığı yaşıyor, o dünyada bir karakter olarak aldığınız kararların sonuçlarını yaşıyor ve her karakterin hayatını resmen röntgenliyorsunuz.  Her anlamda orijinal, farklı ve yaratıcı bir deneyim bu, günümüz kriterleriyle biraz da “hastalıklı” belki de, ancak kesinlikle farklı. Hikayenin size pek çok konuda pek çok mesaj vermeye çalıştığını, gizliliği, geleceği, resmiyeti, arzuları, iyi ya da kötü olacağı belli belirsiz bir toplum modelini anlatıyor size. Oynarken unutmayın, bu sizin hikayeniz değil.

Oyun, Windows, MacOSX ve GNU/Linux platformları için ücretsiz dağıtılıyor.

Digital: A Love Story

Digital: A Love Story
“*** DIGITAL: A LOVE STORY*** Powered by Amie Workbench, (C) 1988 READY.”

Alttaki çubuk hala yanıp sönüyor ve ben ekrana bakakalmış durumdayım. Nasıl oldu, ne oldu bilmiyorum ama bu bağımsız (ve ücretsiz) oyun, sanırım az önce kafamı allak bullak etti. Digital, Amiga Workbench benzeri işletim sistemlerinin kullanıldığı, ARPANET’lerin, BBSlerin, ücretli hatların ve korsanların olduğu.. aslında hayır, bundan çok daha fazlasının olduğu zamanlarda geçiyor. O dönemi yaşamadıysanız bile, hatta “ADSL çocuğu” tabir edilebilecek yaş kitlesine bile mensupsanız, bu oyun size bir şeyler kazandıracak. Belki hissettirmek istediği nostaljiyi değil ama, nereden nereye geldiğinizi. Bu söylediklerim sizi yanıltmasın, Digital’in amacı nostalji yaptırmak değil, ya da bir tür 1988 dönemi simulatörü değil, hatta %100 gerçeklere dayalı bile değil. Sadece.. oynamanız lazım. Hakkında söylenebilecek her kelime, bu hikayeden alacağınız zevki baltalıyor aslında.
Bu yazının tamamını oku »

Second Life: Para Kazanmak

Second Life, çok özetle, hayatın sanal ve çok kullanıcılı bir simulasyonudur. Burada içerik kullanıcılar tarafından üretilir ve bu sebeple sınırsız eşya,script,kıyafet,mekan görme şansınız vardır, Second Lifeda üniversite de vardır, futbol sahası da, camii de-evet o da-. Daha fazla bilgiyi Internet’te hemen her yerde bulabileceğinizden açıklamayı bir kenara bırakıyorum. İlk hesabınızı açtığınızda farkedeceğiniz şey, karakterinizin hiç bir şeye benzemediği, etraftaki herkesin son derece karizmatik göründüğü ve sizin cebinizde 0 L$ (Linden doları, para birimi.) olduğu olacak. Bunu değiştirmek elbette mümkün.

Bu yazının tamamını oku »

Symbian Oyunlarım

Nokia N96 kullanmaya başladığımı ve telefon-ve Symbian- hakkında baya detaylı bir yazıyı daha önceleri blogumda yazmıştım. Bir smartphone alıyorsam tüm ihtiyaçlarımı ve elbette eğlence ihtiyacımı karşılamasını beklerim. Beni tanıyanlar zaten oyunları ne kadar çok sevdiğimi de biliyorlardır. Evet, bir GNU/Linux kullanıcısı ve yazılımla ilgilenen biri için oyun oynamak komik gelebilir ama, ben oyunları seviyorum ve sıkı bir oyuncuyum da. Zaman kısıtlamam yüzünden oyunları sonuna kadar kurcalamayasam da her çıkan oyunun tadına bakmaya çalışıyorum. Eh, trafikte sıkışınca, uzun bir yolculukta, metroda, beklerken, dinlenirken yapacak bir şeyler lazım, mobil oyunlar tam bu zaman aralıklarını doldurmak için yaratılmış gibiler. MSN’de Oğuzhan ile konuşurken bana oyunlar hakkında yazmamı önerdi ben de farkettim ki gerçekten telefonumda epey oyun oynuyormuşum. Gerçi şimdi oynadıklarım ilk aldığımda yüklediklerim kadar çok değil ama, yine de idare edecektir:

Bu yazının tamamını oku »

N-Gage Almanya Reklamı

N-Gage için Almanya reklam filmi. Oyunların çok azı tanıtılmış, yeterince “gaz” yok ama yine de bir bakılası. N-Gage derken, telefon olan değil, N-Gage v2 olarak N Serisinde bulunanı.

Video YouTUBE’dan, zottirik sansür uygulamaları izletmeyebilir, siz işinizi bilirsiniz :)

Mor ve Ötesi – İddia

C64 grafikleriyle hazırlanmış, çok hoş olmuş. Şarkıyı çok beğendim diyemeyeceğim ama, klibi harika.

Endgame: Singularity

İlk önce bir blogda gördüm bu sanat şaheserini. Tamam, abarttım, ama bilimle, bilişimle ve dolayısıyla yapay zeka (AI) ile ilgilenen biri olarak bu oyuna bayıldım ben. Öyle ki bir oturuşta bitirdim, tüm herşeyini açtım, çözdüm koydum kenarı. Oyunda ilk olarak basit bir üretim hatasıyız, bir üniversite sunucusunda başladığımız serüvenimize, kıtalar arası sunuculardan, ileri seviyelerde kendimiz için tuttuğumuz depolara, okyanus altı/kutup üslerinden, ay üsleri ve hatta  fazlasına(sürprizi bozmayalım) kadar genişliyoruz. Tabii insanlık henüz bizim gibi bir bilince hazır olmadığından, eğer varlığımız hakkında kesin bir görüşe ulaşırlarsa bizi yok etmekten çekinmiyorlar, o yüzden bir yandan araştırmalar yapıp kendimizi olduğundan daha iyi,zeki ve güçlü yaparken, bir yandan da bizi bulmaya çalışan halkı,devleti,medyayı ve bilim insanlarını atlatmamız gerekiyor.

Bir yapay zekanın zeka ölçüsü CPUsu ile sınırlıdır, biz de önce dedicated hostlardan başlayıp, kuantum bilgisayarlara kadar genişleyen bir yelpazede olabildiğince zeki olmaya çalışıyoruz, bir yandan da fiziksel bir varlık olmadığımız için fiziksel dünyayı etkilememizi sağlayacak(robot araçlar,insanlar gibi) yeni araştırmalar yapıyor, aynı anda binlerce işi yapabildiğimiz için paraya para da demiyoruz.

Harika bir oyun, bu kadar basit ve bu kadar yaratıcı bir yapım da görmemiştim bir süredir, umarım gelişimine devam edilir. Üstelik yeterince de zorlayıcı da. Tasarımına değil içeriğine bakarsanız kesinlikle saatlerce ekrana kitleyecek türden.

Kaynak kodundan indirmek için tıklayın.

Ubuntu kullanıcıları için, sudo apt-get install singularity

Eylül/Ekim/Kasım’da yepyeni oyunlar

Eylül ayına girişimizle beraber, harika oyunlar bizleri bekliyor. Normalde oyun listesi tutmayan, oyunlarla bu derece haşır neşir olup takip etmeyen ben bile, kendim için kapsamlı bir oyun listesi yaptım. Ekim ayında eski klasiklerin müthiş çevirilerini (Red Alert 3, Fallout 3) , Kasım’da ise yepyeni fikirlerle gelen Mirror’s Edge ve tabii ki bir oyun klasiği olan Grand Theft Auto IV var. Bu ay sadece bir başlangıç, Ekim ve Kasım’da oyun yağmuruna tutulacağız.

Hazırladığım listeyi de paylaşayım dedim, zirâ eğer oynayacak oyun arayanlardansanız, bu tip listeler çok işe yarıyor, hem de IGN gibi platformlarda yüzlerce çöp oyunun arasında sürünmekten kurtuluyorsunuz. Listeye göz atmadan(veya direkt c/p etmeden) önce belirteyim ki, kendi oyun zevkime uymayan bazı oyunları liste dışı bırakmış olabilirim. Eğer sizin de önerileriniz varsa mutlaka yorum atın ki oynayayım bende, oyun oynayasım var! :) Kırmızı yazdıklarım kendimce “çok önemli” işaretlediklerimdir. Siz dikkat etmeseniz de olur.

Bu yazının tamamını oku »