TTNET’de İşler Nasıl Yürür?

Taşındım, yeni açtırdığım telefon hattıma TTNET’den Internet bağlatmaya çalıştım, işte o ibretlik hikaye, ağır deşarj ve stres içerir:

  • Salı günü Online Başvuru üzerinden TTNET’e başvurulur.
  • Çarşamba sabah 9′da müşteri hizmetleri arar (Neden 9 da arar bu hizmetler, sahi? Dükkanı açar açmaz aklınıza mı geldim? Rüyanızda beni mi gördünüz lan?!), bilgilerinizi alır, 2 gün içinde açılacak der.
  • Cuma ararsınız, “aaa biz unutmuşuz” derler.
  • Cuma günü Türk Telekom’a gider orada açtırırsınız, form doldurtur, bir sürü imza attırırlar.
  • Cumartesi Online Başvuru’dan ararlar, ille de onların yapması gerektiğini söylerler, eve gelip aynı formları bir daha doldurtur, imza alırlar. Ha evet, şimdiden 3 gündür Internet bekliyorsunuz.
  • Pazar günü Internet bağlantınızın açıldığı mesajı gelir.
  • Internet bağlantınız tabii ki çalışmıyordur, PPP ışığı hiç bir şekilde yanmamaya yeminlidir.
  • Müşteri Hizmetleri’ni ararsınız, bir sürü saçma sapan router kurma prosedürünü, 70 yaşında amcaya anlatır gibi anlatırlar, olmayacağını bile bile yaparsınız. Olmaz tabii ki.
  • Pazar ile Salı günü arasında size 2 farklı numara verilir, onları da ararsınız (Bu her “ararsınız” da size bir görüşme faturası daha sokmaktadırlar), birinde karşınızdaki oranın TTNET olduğunun farkında değil gibidir, diğer numara hiç cevap vermez bile.
  • İlk yaptığınız aramadaki şahıs (bak eleman, çalışan, görevli falan demiyorum, değil sanırım) baştan aşağı ibretlik insandır. Telefonu gülerek açar, bir yandan etrafındakilerle şakalaşmaktadır. Samimi yaklaşım tamam da, bu ne hocu? Altın gününüze mi denk geldim? Beni aramıştınız dersiniz, “Arayan ben değildim ama” der, bravo vallahi, arayan sen değilsin zaten, o da senin telefonun değil, kurumun telefonu güzel kardeşim. Yapma böyle.
  • Müşteri Hizmetleri ısrarla aynı router kurma prosedürünü üçüncü kez anlatmak ister, anlattırmazsınız. Bu sırada her seferinde Müşteri Hizmetleri robotu size arıza kaydınızın çözüldüğünü söyleyerek çileden çıkarır, telefonu cevaplayan elemana “çözülmedi” dersiniz, bir sonraki aradığınızda  robot yine aynı kafayı yaşamaktadır.
  • Salı günü sizi TTNET’in en yakın şubesine çağırırlar, router kurulumu için. Olmayacağını bile bile gidersiniz, routerınız orada bağlandığı anda canavarlar gibi çalışır, görevli sizden dolayı bir sorun olmadığını söyler. Bu arada panoda ilgili birimin FTP adresi ve parolasını görürsünüz, krize girersiniz her gün insanların girip çıktığı bu odada bu parola neden panoda olabilir diye. Muhtemelen TTNET  sizin social engineering kapasitenizi ölçüyordur. Bu arada TTNET’de CRM yazılımı mı yoktur nedir artık, her seferinde siz sanki daha önce hiç aramamışsınız, o saçmalık prosedürleri uygulamamışsınız gibi sıfırdan başlarlar konuşurken.
  • Salı akşamı Müşteri Hizmetleri’ni ararsınız, şikayetinizi aldık derler. (Yine router kurulumu anlatacaktı da tersledim bu sefer)
  • Çarşamba sabahı (yine 9 yine 9 :|) size dönülür, CNET’i arayın (routerın firması. oha!) deyip top CNET’e atılır, suç TTNET’in değil CNET’indir onlara göre.
  • Şimdi şansınız dönüyor: çemkirme amacıyla TTNET şubesine gider müdüre çıkarsınız, müdür yerinde yoktur ama onun yerine yardımsever, asistan gibi görünen bir adam gelir yanınıza, dinler, numarasını verir, gün içinde ekip gönderelim kendi routerlarıyla denesinler der, adam o ana kadar mantıklı konuştuğuna şahit olduğunuz ilk insandır, istersiniz ki bu adamdan 5000 tane daha klonlanıp 81 ile konuşlandırılsın, TTNET adam gibi hizmet versin. Olmaz tabii, onun yerine beşinci kez router kurulumu anlatacak yarım akıllı elemanlar yerleştirilir ki iyice kafayı yesin müşteri.
  • 2 saat sonra santralden aranırsınız, “ayar yapıcaz” diye girişir, 1 saat içinde sorununuzu çözerler uzaktan, demek ki suç sizde ya da routerda falan değildir, giren size girer o ayrı. Ve evet, TTNET’de halen, aynı bakkallarda olduğu gibi, dükkana gidip yerinde sorun çözmeye kalkışmak, tüm o arıza kaydı bikbiklerinden çok daha etkilidir. Sonuç: TTNET’den kaynaklı bir sorunda siz 1 haftanızı, paranızı (bir haftada 100 arama yaptırdılar sağolsunlar) ve sabrınızın önemli bir kısmını kaybedersiniz.

Bu mini hikayeden çıkarılacak üç büyük anlam vardır: birincisi, Online Başvuru yalandır, yaptırmayınız. ikincisi, TTNET’e arıza kaydı bırakmayınız, gidip yerinde çemkiriniz. üçüncüsü, trafik kazalarının %90′ı insan, Internet sıkıntılarının yüzde %99′u TTNET kaynaklıdır, onlar böyle olmadığı iddiasında olsa bile.

Nereden Alışveriş YAPILMAZ: Vatan Bilgisayar

(Not: Olaylar yaklaşık 1 ay kadar önce oldu, vakit bulup üzerine yazamadım. Ama bu sayede hikayenin devamını da ekleme şansı kazandım.)

İş ahlakı nedir? Bence ticari anlamda iş ahlakı, verdiğiniz paranın karşılığını ya da şirket açısından düşünüldüğünde sunduğunuz hizmet karşılığı ücret almaktır. Bunu çok farklı düzlemlerde tartışıp, kapitalizmdi, komünizmdi ayırıp didiklemek istemiyorum, işin içinde ürün/para dengesi varsa iş ahlakı budur. Bu tanımı genişletirsek, Türkiye’de iş ahlakına uygun kurum bulunmadığını görürüz, mesela elektrik dağıtımını ele alırsak, aylık olarak ödediğiniz sabit ücretlendirme karşılığında o ay boyunca istediğiniz an elektrik servisinden yararlanabilmeniz gerekir. Ya da Türk Telekom’a ayda 49YTL gömüyorsanız, hızın size reklamda sunulduğu teorik değeri(100~kb/sn) yakalayabilmesi gerekir. Eğer her ay elektrik faturanızı günü gününe ve eksiksiz yatırıyorsanız, karşılığında elektriğinizin hiç kesilmemesini beklemeniz doğaldır. Tabii Hiçbir şey dört dörtlük, mükemmel olamayacağından hatalar olabilir ve müşteri bunu tolere etmelidir. Yani ayda yılda bir elektriğin kesilmesi tolere edilebilirdir. Ancak yaptığınız uyduruk sözleşmeye kıçını dayayıp, haftada bir evin elektriğini kesen şirketin yaptığı, yasal olabilir ancak etik değildir. %100 Uptime veremiyorsa veremediği servisi ücretten indirmesi lazımdır.

Bu yazının tamamını oku »

IM Adabı

MSN, ICQ, AIM. Artık her ne kullanıyorsanız, IM uygulamalarına bulaşmadan önce bilmeniz gereken şeyler var ve istemeden de olsa bir başkasının sinirlerini zıplatabilirsiniz. IM uygulamaları her şeyden önce noktadan noktaya iletişim kurma amaçlıdır, oturup boş muhabbet çevirme amaçlı değildir. Çok önemli bir sorununuz var, canınız sıkkın veya herhangi bir sebepten o an ulaşmak istediğiniz kişiye ulaşamıyor musunuz? Bu yazı sizin için. Sonuna kadar okuduğunuzda o kişiye ulaşmanızın artık bir önemi olmayacak. Tabii ki bende bu bağlantıyı “kısa cevap” olarak kullanmaya başlayacağım, eğer benden cevap alamadıysanız ya da daha iyimser bir tablo oluşturup, size bu bağlantıyı gönderdiysem lütfen devamını okuyunuz. Çok zor olmayacak ve çok acıtmayacak.

Bu yazının tamamını oku »

Satanist Evlat Arif

Devamı:

Üzerine yapılabilecek yorum var aslında. Çok şey söyleyebilirim. Çünkü talep var ki, bunu izleyip inanan öküzler var ki bu adamlar televizyonda yer işgal edebiliyorlar. Ama onun yerine, hiç bir şey söylemeyeceğim. Yalnız, eğer STVden birilerine falan denk gelirseniz, söyleyin, Arif’ten çok daha iyi rol keserim, 70 milyonu kandırırız valla. Kurtlar vadisi yüzüğüyle “hevi metalci genç” olmuyor, anlatabiliyor muyum?

Korsanı Marijinalize Etmek

Kaçınız scene gruplarını takip ediyor, ya da The Pirate Bay davasına ilgi gösteriyor bilemiyorum ama bildiğim bir şey var ki, Internet özgürlüğünün son günlerini yaşıyor olabilir.

Internet, bazılarınızın artık hatırlayamadığı bir geçmişte kalmış gibi olsa da, ülkemizde sadece bir kaç sene önce, kimsenin elini uzatamadığı, gerçek anlamda özgür, yasaların işle-ye-mediği bir yerdi. Kendi küçük kasabamızda mutlu mutlu yaşıyor, dataların akışını izleyerek mest oluyorduk, durum şu ki, artık o dünyada yaşamıyoruz. Kısıtlamalar ve sansür, bir kaç DNS oyunuyla görmezden gelinebiliyor, fakat mesele bu değil. Geçtiğimiz günlerde TPB aleyhine işleyen dava süreci bir kez daha gösterdi ki, egemenler ve şirketlerinin hedefi hackerler değil. Hayır, saysanız parmakla gösterilebilecek kadar az, bilgisayarla ilgilenen, GNU/Linux’tan zevk alan, amerikan filmlerinde şişman ve gözlüklü tabir edilen kitleyi hedef almıyorlar. Çünkü bu kitle, siz ne kadar sansürde yeni ufuklara yol açsanız da, mutlaka arkanızdan dolaşmanın bir yolunu bulacaktır.
Bu yazının tamamını oku »

“İşte o Anarşistler!”

Medyanın marijinalize etmeye çalıştığı düşüncelere karşı geliştirdiği sistematik baskı bitmek bilmiyor. En son, üye olduğum isyan adlı bir mail grubunda Star’ın yaptığı haber kanımı dondurdu diyebilirim.

Tam 5 Dakika boyunca 1 Mayıs’ta anarşist eylemlerden bahseden kanal, neredeyse hiç bir slogana yer vermiyor, anarşistleri “Nükleer füzelere,kapitalizme,devlete karşı olanlar” gibi son derece sığ, hatta gerizekalılık derecesinde basitleştirilmiş bir özetle açıklarken, tüm yayın boyunca tek yaptığı şey “Anarşistler şurayı kırdı,mermeri söktü,çöp konteynırını devirdi” den oluşan acizlik ve korku yaymaktan başka bir şey değil.

Bu yazının tamamını oku »

Logitech Servis Deneyimim

Logitech’in kullanıcı dostu bir üretici olduğu hep söylenir. Aynı fikirde olduğumu söyleyemeyeceğim, her şirketin kullanıcı dostuluğu kendi çıkarlarına kastettiğiniz an biter çünkü. Fakat bazı üreticiler vardır, diğerlerinin kabus gibi servisinin yanında parlar, yükselirler. İşte Logitech, sanırım böyle bir şey.

Bu yazının tamamını oku »

Symbian İzlenimlerim

İzlenim dedim yanlış anlaşılmasın, ajandası var, mesaj kutusu şöyle şeklinde değil. Bu tip incelemeleri her yerde bulursunuz, bu sığlıkta açıklamaların da mantığını hiç anlamamışımdır. Ajandası var, OMG! Bu bir devrim. Hayır değil. Telefon alırken eğer önce megapikseline, bataryasına falan bakıyorsanız bu yazıyı anlamsız bulabilirsiniz. Ben öyle yapmıyorum, benim için telefonun işletim sistemi en önemli şeyidir. hızı, stabilliği, güvenliği, uygulama desteği, hack kapasitesi, kodlarının korumalı olup olmayışı, popülaritesi. En çok bunlar önemli. İki çift laf edeyim diye telefon almıyorum anlayacağınız.

Bu yazının tamamını oku »

TUBITAK’ın Evrimi

200.cü girdimi böylesine bir rezaletten bahsetmeye adamak istemezdim fakat, sansürcü zihniyetteki gerzeklikler bitmiyor sayın seyirciler, bakınız ne olmuş:

Darwin’in 200.cü doğumgünü adına, 42 yıldır yayın yapan Bilim ve Teknik dergisi Mart için 15 sayfalık içerik ve kapak hazırlamış. TUBITAK yönetimi dergiyi basım aşamasında iptal etmiş, kapağı değiştirmiş, 15 sayfalık içeriği çıkartmış, hatta bu zahmetin üstüne bir de 1 hafta gecikmeyi kabullenebilmişler. Evrim gibi önemli bir konu basım aşamasında çıkarılmış, bunun yerine Küresel İklim Değişikliği gibi zottirik bir konuyu ısıtıp ısıtıp yeniden servis etmişler.

Bu yazının tamamını oku »

“Linux Ölüyor” Safsatası


Yabancı bilişim medyasını takip ediyorsanız görmüşsünüzdür, “Windows 7 – The Linux Killer” yazan abartılı başlıklar falan. Gerçi medya abartmayı sever, bunu biliyoruz, her trafik kazasında bağırıp çağıran ebeveynler görmenizin sebebi budur. Ama bu artık gerçekten aptalca bir hal almaya başladı. Özellikle Digg’de gördüğüm en son “Windows 7 netbook pazarına bir ışık gibi doğacak..” hikayelerinden o kadar sıkıldım tarif edilemez.

Bu yazının tamamını oku »