Sansür ve bloglar

Tüm Dünya’da bir anda yıldızı parlayan bloglama aktivitesi, sizlerin de bildiği üzere çok kısa zamana kadar yoktu. Bloglar, klasik haber/makale portallarının aksine genelde resmi-olmayan ve yoğun olarak kişisel amaçla kullanıldıkları için amatör içeriğe olanak sağlayan, bu yönüyle de hiç bir kısıtlama ve yasal olma ihtiyacı da hissetmeyen nispeten daha küçük oluşumlardır.

Medya bize yalan söylüyor. Evet, bunu biliyoruz zaten, bütün medya kuruluşlarının bir şekilde birileri ile bağlantısı vardır ve asla size tam olarak bilmeniz gerenleri söylemezler. Gerekirse hasıraltı edilir, gerekirse devlet eliyle kolayca sansürlenebilir, zaten tek bir elden yönetildiği ve vahşi kapitalizmin egemenliği altında bütün çalışanların ezildiği için, medya kolayca yalan söyler ve bunu normal bir şeymiş gibi devam ettirir. Muhtemelen yaşadığınız ülkede trafik kazasında 3 kişinin ölmesinden çok daha önemli, insan hakları tecavüzleri yaşanmaktadır fakat medya bu bilgileri dikkatlice ayıklar, duymanız gerekeni değil duymanız isteneni söyler.

Blogların etkisi de burada ortaya çıkıyor, hemen her insan son derece kolay bir şekilde kendisine basit bir blog açabilir, bu blog üzerinden kendi fikirlerini, kendi gerçeklerini tüm dünyaya duyurabilir, çok az insan bir medya sitesi açma zahmetine katlanır ve katlansa bile o işi büyütebilir(ki büyütürse zaten profesyonelleşecek ve yine tahakküm altına girecektir), fakat her insan blog açıp gerçek hayatta hiç bir zaman kendisine tanınmayan özgür konuşma hakkını sonuna kadar kullanabilir.

Medya’nın yalancılığına basit ve Amerikan yaşam stilinden bir örnek, Irak savaşı. Irak’ta halen sürmekte olan Amerikan eziyetleri ve baskısı devam ederken, medya bunları uzun süre boyunca insanlara hiç göstermedi, haklı bir savaşmış gibi, CNN gibi kanallardan insanlara “kahramanlık” gibi anlatılan bir destan olageldi. Çoğu medya kuruluşu kolay kolay Irak’a gidip, gerçekleri öğrenip, bunları amerikan rüyasına, amerikan yaşam tarzına karşıt bir şekilde sunacak cesareti bulamaz. Oysa her basit ıraklının beynini okuyabilsek gerçekleri öğrenmek çok daha kolay olurdu? Peki etrafımızda kaç ıraklı var? hiç mi yok? hiç yok. Şuan ırakta özgür yayın yapmaya çalışan bloggerlar var ama, bir şekilde seslerini duyurmak, orada yaşıyor olmanın nasıl bir şey olduğunu anlatmaya çalışıyorlar, sesleri her seferinde hapis cezalarıyla kesilmek istense de. Aynı klasik medya örgütleri, savaşın bedelini herkes öğrendiği zaman, bir anda yön değiştirip “kurban verme” yoluna gitti, bu aslında doğrudan doğruya farklı medya kaynaklarının beyin emen otorite yanlısı zırvalara karşı ne kadar tehlikeli olabileceğinin göstergesiydi. Aynı dönemde, videobloglar ve YouTUBE sayesinde toplumdaki insanlar hükümetlerine ağzına geleni söylüyor, buna karşılık Holywood da pahalı ve efektli düzinelerce “amerika ırak savaşı kahramanlıkları” filmi yayınlıyordu. Medyanın kurban verme yoluna gitmesinin ardından, bir anda bu filmlerin bile akışı değişti, militarizme çok dokundurmasalar da, Irak savaşının nasıl rahatsız edici sonuçları olduğunu anlatma yoluna gitmeye başladılar. Bu tamamen bilinçli ve istenen bir susturma şekliydi.

O zaman klasik medya ile blog tarzı oluşumların farkını iyice kavramış olmalıyız. Bloglar nispeten küçük,amatör,çok sayıda ve tamamen yazarının anlatmak istedikleri ile sınırlanmış oluşumlardır, yazar burada özgürlüğü övebilir, devlete hakaretler yağdırabilir, duymanızın hiç istenmeyeceği şeyleri tüm dünyaya duyurabilir, hatta düzenin en büyük korkusu, insanları örgütleyebilir ve bu duruma karşı koymalarını bile isteyebilir.

Tabii ki fiilen bu kadar özgür olmalarına izin verilmedi. Günlük hayatımızdaki konuşmalar için bile bize ceza kesmeye oldukça hevesli devlet kuruluşları, kirli çamaşırlarının böyle ortalık yere saçılmasına izin vermek istemediler, şuan bile Türkiye için örnek verirsek, Atatürk, Türk Silahlı Kuvvetleri, Cumhuriyet gibi kavramlara karşı, yani daha açıkçası sömürü düzenini bir şekilde ilerleten hiç bir kavrama karşı gelemezsiniz, bu bir suçtur, Atatürk’ü sevmiyor olmak bile sizi hapse tıktırabilir, veya basitçe askere gitmek istemediğinizi söylemek hakkınızda davalar açılması için çok yeterli bir sebeptir. Otoriteler günlük hayatımızdaki konuşmalarımıza, yazdığımız kitaplara, televizyonda söylediklerimize ve geri kalan her şekilde kitleleri yoğun olarak etkileyebileceğimiz her alanda bizi susturmayı kendisine görev edinmeye devam ediyor.

Bilmem sizin dikkatinizi çekti mi, ülkemizde halen evrimle ilgili önemli siteler ve araştırmacı insanların internet siteleri sansürlüdür. Bu insanların fiilen Türkiye’ye karşı nasıl bir suç işledikleri bile oldukça şüpheliyken, devletin sorgusuz bir biçimde acımasızca siteleri kapatabildiğini görüyoruz. Yani ağzını açanın fişini bir güzel çekiyorlar. Sansüre karşı insanlar örgütlenmedikçe(şahsi kanaatim, örgütlenmeyecekler. özellikle türkiye toplumu koyun olarak yaşamayı onur zannediyor) sansür katlanarak da artacaktır. Başta sadece “porno çok ayıp bir şey” gibi halkın zayıf noktalarını hedef alan sansür propagandası, artık bahane uydurup her türlü ortama bulaşabilecek düzeye ulaştı. Burada yapılan en büyük hata, topyekün sansüre tepki koymak yerine gidip “eöö.. tabii uyuşturucu satan siteler falan kapatılmalı.. pkk da kapatılsın da, pornotube açık kalsın ya..” tarzı kararsız bir tutum sergilemektir, sansürün ya yanındasınızdır ya karşısında, yanında iseniz bu işten bir çıkarınız vardır, karşısında iseniz muhtemelen sansürün kötü sonuçlarından etkilenen yüzbinlerce insandan birisinizdir. Bilgiye erişim bir özgürlüktür, hangi sitelere girip girmeyeceğinizi siz seçersiniz ve seçmelisiniz.

Bloglar demiştim, şuan bazı avrupa devletleri dahil-hani genel kanı budur ya, avrupa ülkeleri insan haklarına çok değer verirmiş gibi görünür- kimi devletler blogcuları hapse atmaktan müthiş zevk alıyor mesela. Hatta bu işi ilerletip ülkedeki her blogcudan belli bir ücret ve devlet veritabanına kayıt isteyen fişleme sanatı üstadı devletler bile mevcut. Şimdi, lütfen içgüdülerinizi dinlemeyin, biz daha iyi durumda değiliz aslında, Türkiye ve benzeri sansür trenini ucundan bir yerinden yakalayan devletler, kısa süre içinde kendi great firewall of china larını kuracak, elindeki her teknolojiyle özgürlüğünüze saldıracak, hiç bir şey yapamazsa bir beyaz liste oluşturup kendisinin izin vermediği hiç bir siteye ulaşmanıza izin vermeyecektir. Evet, sonsuza kadar o uyduruk proxylerinizi kullanıp sansürden kaçamazsınız.

Internet, şuanki baskı düzeni için çok fazla özgür. Başta farkına varmamışlardı ama, internet artık müthiş yaygın ve onlar için doğrudan doğruya tehdit. En vatani zırvalarla doldurulan insanlar bile internet sayesinde hiç akıllarına gelmeyen gerçeklerle yüzyüze kalabiliyor, uzaktan hoş gelen davulun, davulu çalanlar tarafından nasıl karşılandığını öğrenebiliyor. Televizyon gibi klasik medyalar ve büyük haber siteleri her zaman tek taraflıdır, haberi size verir, sizin habere karışma hakkınız yoktur ve tüm dünyaya bu haber yayılır, bu haber etik olmak zorunda değildir, devlet propagandası da olabilir, hatta size bir ürünü veya bir kavramı sevdirmek için yapılan bilinçaltı reklam bile olabilir. Baskıcı çevreler, Internet’in fişini bir an önce çekmek, ya da daha açıkçası, ipleri tutmak istiyor, bunu bir kere tam anlamıyla sağladıklarında Internet’te özgür bir yer kalmayacak ve bu, bizim gibi kendilerine en sonunda özgür bir çıkış noktası bulabilen insanlar için büyük bir tehdit.

Sonuçta, Internet artık özgür bir yer değil. Hayır sadece bizim gibi gelişmemiş ülkelerde değil, en devasa ülkelerde bile aynı durum yaşanıyor, insanlar Internet üzerinden yaydıkları fikirleri ve verileri için suçlanıyor, hapse atılıyor, saldırıya uğruyor ve idam edilebiliyor. Şimdi bu yazdığım yazının bir önümüzdeki dönemlerde içinde yaşadığınız ülkede de suç kapsamına alınacağını tahmin etmek çok uçuk olmaz, bu her ülke için geçerlidir. Bizim olan bizden yine alınıyor, fikirlerimizi yaymamız engelleniyor, bir yandan da klasik medya aygıtının aksine oldukça özgür olan bloglar üzerinde baskı yaratılmaya çalışılıyor. Baskı yönetimi, yine kartlarını oynuyor, ve durdurulmazsa yine kazanacak gibi görünüyor.

Benzer yazılar:

  1. Sansüre karşı sansür!
  2. “İşte o Anarşistler!”
  3. 1 Mayısta Alanlara..
  4. Sansüre hayır (mı?)
  5. Nefret Ettiğim İnsanlar

1 yorum yapılmış

  1. Oytun Nisan 26, 2009 16:19 · Alıntı

    Bencede bu işlere bir dur demek gerek. Ya denetimi denetleyecek birşeyler gerekiyor yada rahat bırakmak bence seçim onların bırakıp bırakmayacaklarıda onların elinde bize seçim hakkı bırakmaları gerekir ama naparsın otorite… otorite… otorite…

    P.S.: Otorite denilen yasakçı zihniyet sesimi duyuyorsan bizi rahat bırak….

Yorum yapın

Lütfen kibar olun ve konu dışına taşmamaya özen gösterin. E-Posta adresiniz asla paylaşılmayacaktır. Yorumlar onaylandıktan sonra yayınlanır. 5 dakika içinde düzenleyebilir ya da silinmesini talep edebilirsiniz.