Devrim yasaları
Candundar.com.tr adresinde yayınlanan bir yazıdan tamamen alıntıdır, çok güzel noktalara değinilmiş:
Bir gece, mesela bu gece, televizyonda haberleri izlerken, stüdyoya telaşla bir mesaj gelse ve haber spikeri gelen nota şöyle bir göz attıktan sonra biraz da hayretle bize dönüp dese ki: “Sayın seyirciler, şimdi aldığımız bir haberi bildiriyorum: Devrim yasaları şu andan itibaren uygulamaya konmuştur.”
Nasıl da şaşırırız kimbilir… Bir defa “Neyin nesi bu devrim yasaları” diye korkarız. Kimse cumhuriyetin temellerinin atıldığı yıllarda çıkarılan bu yasal düzenlemeleri artık anımsamıyor çünkü. Hem “devrim yasalarının uygulamaya konması da ne demek? Bu yasalar zaten yürürlükte… Uygulamaya girince ne olacak?
İşte ne olacağını, geçen hafta Milliyet’teki yazı dizisinde Ferit İlseven ortaya koydu, İlseveri’in yazı dizisi, unutulmuş devrim yasalarının nasıl bir toplum öngördüğünü ve bugün o topluma ne kadar uzak düştüğümüzü bir kez daha anımsattı bize…
Baştaki örneğe dönersek, haber spikeri şöyle devam edecekti notu okumaya: “Sayın seyirciler, aldığım habere göre, Devrim yasalarının uygulamaya konmasıyla şu andan itibaren ülke çapında Öğretim Birliği yasasına aykırı olarak kurulan bütün Kuran kursları kapatıldı. Tekkeler, zaviyeler, tarikat örgütlenmeleri yasaklandı. Bu geceden itibaren dergahlarda gizlice ibadet yapılamayacak. Büyücülük, üfürükçülük yapanlar cezalandırılacaklar. Okullarda zorunlu din dersleri kaldırıldığı yasaya aykırı olarak buna dayanan 12 Eylül yöneticileri hakkında tutuklama kararı çıkarıldığı bildiriliyor.
“Yine şimdi gelen bir habere göre Medeni Kanun da uygulamaya konduğundan ikinci bir kadınla evliliğe, imam nikahına da dayanan kesinkes izin verilmeyecek. Bazı bakan ve milletvekillerinin imam nikahlı eşlerinin Meclis lojmanlarından çıkarılmasına çalışılıyor.
Şapka İktisası Hakkında Kanun uygulamaya konduğundan yarın sabahtan itibaren başta TBMM üyeleri olmak üzere, devlet dairelerinde, yerel yönetimlerde, müstahdemler dahil tüm memurlar şapka giymek zorundalar.”
Tabloyu düşünebiliyor musunuz?
Ülkenin yasalarında yazılı maddelerin uygulamaya konması halinde neler olabileceği fikri sizi de güldürüp, düşündürüyor mu?
İsterseniz bu oyuna biraz daha devam edelim:
“Sayın seyirciler, Lakap ve Unvanların Kaldırılışına Dair Yasa az önce uygulamaya konulduğundan, yarın sabahtan itibaren ağa, hacı, hoca, paşa, hanım gibi lakap ve unvanların kullanılması yasaktır. Kendisine “hoca” dedirten Başbakan’la kendisine bacı dedirten yardımcısının gözaltına alınmaları bekleniyor.
“İsrafın Yasaklanması Kanunu’nun uygulamaya konmasıyla, Çankaya Köşkü’ndeki gösterişli davetler ve görkemli sosyete düğünlerine de sınırlamalar getirildi”
Şaka gibi geliyor değil mi?
Oysa bu yasalar yürürlükte, ama uzunca bir süredir fiilen askıda tutuluyorlar. Hiç kimse de çıkıp, “Bu yasalar bu ülkeyi kuran yasalardır. Gereksizse kaldırıp atalım, gerekliyse güncelleştirip uygulayalım” diyemiyor. Arada darbe dönemlerinde işine gelenler, işine gelen hükümleri kullanıp, bunları yeni baskı aracı olarak kullanıyorlar.
Daha kendi kuruluş yasalarını uygulamayan Cumhuriyet, bugün devletin içinden irin akarken çaresiz bir şekilde olup bitenleri izliyor. Düşünürlere, öğrencilere insafsızca kalkan polisin eli, silahlı çetelere uzanamıyor; gazetecilere, yazarlara işleyen acımasız yasa kuralları, silahlı ordular besleyen, mafyayla içli dışlı olan milletvekillerine işlemiyor, hukuka saygılı ve onurlu yaşamaya çalışan şebekelerini korumak için seferber ediliyor.
İşte o yüzden, biz artık bu ülkede hukuka inanmıyoruz.
Güçlü ve silahlı olanın, yasa, hukuk dinlemeden sözünü dinlettiği bir ülkede, güçlenmek ve silahlanmaktan başka çıkar yol kalmadığını görenlerin sayısı giderek artıyor.
Senet tahsili için mafyaya, haksızlıkların telafisi için gazetecilere, iş takibi için rüşvetçi bürokratlara gidiyoruz.
Hukuka inancını yitiren her toplum gibi büyük bir hızla şiddetin kucağına atılıyoruz.
Yasaların güçlüye farklı, güçsüze farklı uygulandığını, Hükümet’in “fasa fiso” işlerle uğraştığını, Meclis’in ülkenin kanayan yaralarına sırtını dönüp, kişisel çıkarlar uğruna basın özgürlüğüne saldırır haline geldiğini görüyoruz.
Yargı adaletinden, devlet şevkatinden, Meclis güvencesinden umut kesildiğinden beri işadamından, öğrencisine, dağdaki gerillasından, şehirdeki hocasına kadar herkes devlete düşman hale geliyor.
Yorgun bir devrimin delik deşik olmuş yasaları karşısında devlete, hükümete, adalete ve hukuka inanmayan, polis deyince copu, asker deyince darbeyi, devlet deyince kağıttan bir kaplanı anımsayan umutsuz bir toplum haline geliyoruz.
Bu yorumu fazla karamsar bulanlar “Her karanlık gecenin bir şafağı vardır” diyebilir. Ama unutmamak gerekir ki, infazlar da hep şafak vakti yapılır.
Benzer yazılar:
