Valve’den STS paketim geldi :)


Valve, Steam Translation Server ‘da Dota II çevirilerine yardımcı olan gönüllülere hediyeler gönderiyor. Mart ayında Secret Shop üzerinden her bir kullanıcıya verilen envanter üzerinden istediklerimi seçtim, ve dün Valve’den hediyelerime kavuştum. Evet herkesin envanteri de farklı, yani size rastgele seçilmiş hediyeler değil ne isterseniz onu gönderiyorlar, üstelik -özellikle de Valve oyunlarına aşinaysanız- bu hediyelerin her biri ayrı güzel, ayrı anlamlı, enfes! DHL üzerinden kargoya verip, 3 gün içinde gümrüksüz, sorunsuz kapınıza kadar göndermeleri de ayrı güzellik. İnsan Valve sempatizanı olmasın da ne yapsın şimdi?

İşte bana gelen paketin içeriği:

  • Steelseries Qck! Dota II Limited Edition mousepad
  • Half Life 2 The Dog mousepad
  • 5 adet T-Shirt: Mann Co, TF2 Sandvich, Portal Turret’ları, Spaaace!,Dota II Championships
  • “The Sacrifice and Other Steam-powered Stories” çizgi romanı
  • Portal II Aperture Science kahve bardağı
  • Steam Translator şapkası
  • Portal II uyarı stickerları
  • 2 adet Portal II Weighted Companion Cube anahtarlığı
  • Dota II karakter kara kalem çizimi

Bu yazının tamamını oku »

Nokia N9 Duvar Kağıtlarım: aranel@harmattan

Maemo Talk! ‘da oluşturulan duvar kağıdı paylaşım başlığına göndermiştim bunu, buraya da ekleyeyim dedim, MeeSaver ‘ımda kullandığım duvar kağıdı koleksiyonumun bir kısmı, PC duvar kağıtlarını düzenleyerek yapmıştım. Resimlerin hepsi 480×854 boyutta, benzer boyutlu diğer mobil cihazlarda da kullanabilirsiniz.

İndirmek için: Tıklayın!

This is Aperture

Nightmare Before Christmas ve Portal II, iki farklı alanda iki mükemmel eseri birleştiriyorsunuz, ortaya böyle eğlenceli bir sonuç çıkıyor. Basit bir uyarlama olmamış üstelik, enstrümanlar da sözler de Portal evreninin bir parçası olmuş, This is Halloween ‘i bilmeseniz oyun-içi şarkı diye yedirilebilir.

Farketmemi sağlayan: FarelerOyunda

İşletim Sistemlerim (a.k.a Demirbaş Listesi)

(Sahalarda görmek istemediğimiz ekranlar: Windows 8 BSOD)

Bu blog girdisi, kendimi blogosferin en çok işletim sistemli adamı olarak kayıtlara geçirmek, hak ettiğim “Aranel, The Tireless One” ünvanına el koymak amacıyla yazılmıştır. Hatta bu yazıyı okuyan, ya da yazının ortasına gelemeden “eeh yahu” diyen herkesi de rekabete davet ediyorum. Yalnız 16 adet extended partisyonunuza kurduğunuz 15 farklı Linux dağıtımı sayılmıyor, günlük ihtiyaçlarınız için kullandığınız, gerçekten “şunun için lazım bana” dediğiniz OS’ları toplayın bakalım, şöyle liste çıkıyor mu:

  • (K)Ubuntu Son Sürüm: Böyle yazdım çünkü en son Heron’da falan saymayı bırakmıştım sürüm kodlarını. Bu ana bilgisayarımın sistemi, yaklaşık 4 yaşında (Jaunty’den beri) ve 2 PC, 2 HDD değiştirdi, KDE 3.5′den 4′e geçişi yaşadı, ama işlevinden -sağolsun- ödün vermedi. Şuan 3840×1080 çözünürlükte bir Plasma KDE çalışma alanını bana sunuyor, ve bunun üzerinden bu girdiyi yazıyorum. En çok kullandığım ve bana en lazım olan sistem bu, IT hayatımın büyük kısmı bu sistemde geçiyor, askerlik anıları gibi anlat anlat iç bayacak anılarım var. Anlatmayayım ama.
  • Windows 7: Kubuntu’nun olduğu ana bilgisayarda multi-boot kendisi. 1,5 yaşında falan tahmin ediyorum. Oyun oynamak, Steam üzerinde oyun oynamak, ve nadiren Windows’tan başka çıkar yol kalmadığı durumlarda beni kurtarmak amacıyla varlığını sürdürüyor. Üzerinde rahat 2 korsan CD dükkanı açılacak oyun var, bir nevi oyun konsolum oldu artık.
  • Sanal Windows XP: Bu da ana bilgisayarda Linux’un altında, VirtualBox üzerinde çalışıyor, acil durumlarda ya da Linux’u kapatmadan Windows’a mahkum kaldığım nadir durumlar (Flatcast dinlemek mesela) için var ama 3 ayda bir görüşüyoruz, nispeten gerekliliği tartışmaya açık.
  • Windows 7: Lenovo S10-3t üzerinde kurulu geldi, yakın zamana -2 gün?- kadar genel amaçlı MeeGo ile birlikte kullanıyordum, orijinal olduğu ve netbookun kendi sistemi olduğu için silmeye kasmamayı düşünüyorum, işlevi daha bu hafta bitti. Üzerinde Lenovo’nun yüklediği kamyon dolusu bloatware de cabası.
  • MeeGo Netbook 1.2: Lenovo S10-3t’de ağırlıklı tercihim olan sistem, zira kendisi bir tablet üzerinde gördüğüm tek adam akıllı GNU/Linux arayüzü olma yetkinliğine sahip, performanslı, sağlam bir sistem. Maalesef MeeGo projesi yerini Tizen’e devretmekle meşgul olunca bu proje baltalandı, ama halen netbookta bir Linux’a ihtiyacım olduğunda (ki ona ne zaman ihtiyacınız olacağını hiç bilemezsiniz, güzelliği budur) bana hizmet ediyor.
  • Windows 8 Consumer Preview: S10-3t’de şuan günlük olarak kullandığım ve PC’me asla sokmamayı düşünsem de, o sistem ve tablet amaçlı arayüz için süper de işlediğini düşündüğüm Windows, en sonunda bir işime yarayanını yaptılar. Uzun uzadıya bahsedesim var bundan, tabletten beklediğim her işimi görüyor şuan. Tek sorunu bir Windows olması, dolayısıyla hiçbir hesap parolamı ya da önemli verimi üzerinde taşımaya ikna edilemiyor olmam.
  • MeeGo Harmattan: Mobil işletim sistemim, üzerine bir kitap dolduracak kadar yazıp çizdiğimden ekstra bahsetmeyeyim, detaylar için meegoturkiye.org diyeyim. Evden dışarı adımımı attığım andan itibaren türlü çeşit fonksiyonu ve tam bir Linux sistemiyle her işime yetişen, yeri gelip multimedya cihazı, Internet ile aramdaki bağlantı, her tür anlık iletişim aracı, oyuncak, her şey olan alet bu. Benim için anlamı büyük.
  • HD DREAM üzerinde CHROOT’lu OptWare: Fantezi nedir, nasıl yapılır? Başta sadece yapabiliyor olduğum için yapmıştım kabul, şuan daha çok Torrent indirici ve veri merkezi olarak kullanıyorum, bir nevi kendi plug bilgisayarım oldu bu. Tabii onun dışında kendi saçmasapan kapalı sistemi üzerinde çalıştırdığı işletim sistemi de onu medya oynatıcımsı bir şey yapıyor, yine de sever sayarım.

Yakın zamanda kullanımını bıraktıklarım: Lenovo’mda deneyip derin bir başarısızlıkla sonuçlanan son sürüm Ubuntu, eski media center sistemim Mythbuntu ve birkaç sene önce bıraktığım Mac OS X’in o dönemki sürümü. Bir de tabii ki N900′ümde kullandığım Maemo ve fantezi amaçlı kurduğum NITdroid.

Bu listeye uzaktan bağlandığım, sunucu vs. sistemleri dahil etmedim, sonuçta onlara da neredeyse günlük olarak işim düşse de, günlük hayatımın parçası değiller. Asıl soru şu; benim için tedavi, umut var mı doktor?

George Carlin’den “Religion is Bullshit”

George Carlin, geç farkettiğim (fazlasıyla geç, 2008′de ölmüş maalesef) harika bir komedyen, harikalığı şuradan kaynaklanıyor aslında; hayata dair kendince -ve çoğunlukla, bence de- tutarlı bir bakış açısı var, ancak bunu dinleyicisine ders verir, ya da çok da umursarmış gibi anlatmıyor Carlin. Komedyen olarak çağrılmasının haklı bir sebebi var, çünkü konusunu bir komedyene yakışır şekilde, eğlenceli bir şekilde anlatma yeteneğine sahip, aynı fikirde olmasanız bile eğleniyorsunuz o konuşurken. Kendisine ait bir tarzı, sesi, düşünceleri olan bir komedyen.

Yukarıda verdiğim videosunda da, adından anlaşılabileceği üzere dinlere kısa ve etkili şekilde giydirmiş, neden güneşe tapmanın daha mantıklı olduğunu Carlin’den dinlemek isterseniz bir şans verin :)

Python Mechanize ile Hayatı Kolaylaştırmak

3-5 satır Python yazmayı bilen herkesin ilk öğrenmesi gereken şey, bana kalırsa Mechanize kütüphanesi. Mechanize hem hızlı, hem etkili, hem çok kolay hem de Python üzerinde kullanıyorsunuz, ki bu da onu daha da kolay yapıyor. Peki nedir Mechanize? Mechanize, -daha çok benim onu kullandığım ve öğrendiğim haliyle- web tabanlı işlemlerinizi, 10 satırlık kodlarla otomatikleştirebileceğiniz bir araç. Tamamen metin tabanlı, sisteminize en ufak bir etki etmeden, bir tarayıcıymış gibi sayfalara bağlanıp, istediğiniz yerlere tıklıyor, formları doldurup gönderebiliyor.

Kullanım alanları neredeyse limitsiz. Mesela bir veriyi sürekli kontrol etmeniz gereken bir sayfa var, Mechanize ile otomatik bağlanıp o veriyi her seferinde kontrol ettirebilir, basit bir Python koduyla değişmeleri günlükleştirebilir, kendinize mail atabilir, wall komutu (ve KDE’nin wall komutlarını okuması) yardımıyla tek satır kodla uyarı kutuları oluşturabilirsiniz. Sadece değişimleri takip etmek ya da bir  veriyi okutmak değil, onu bir monitoring aracı olarak da kullanabilirsiniz. Ya da sizin için ısrarla bir sayfayı zorlayıp, formları doldurmasını sağlayabilirsiniz, mesela dershanelerde, üniversitelerde vardır bu, gecenin bir saati açılan sistemlere uyumaksızın girip ders almak. Mechanize sizin için gecenin bir saatine kadar bekler, defalarca kez ardı ardına dener ve diğer adaylar tek tek formu doldururken, formu saniyede doldurup gönderir, ne isterseniz onu almış olursunuz. Ki bu da neredeyse her daim çöken devlet sitelerinde sizin baş yardımcınız olabileceği demek oluyor.

Bunlar sadece bazı örnekler. Bir başka örnek olarak, benim N900 için yazdığım VodaSMS, Mechanize  yardımıyla Vodafone’un sitesine giriş yapıp bedava SMS hizmetini tüm o menüler, reklamlar arasında dolaşmadan tek tıkla yapabilmenizi sağlıyordu mesela. Bu basit bir örnek, isterseniz mechanize ile fatura detaylarını okutursunuz, isterseniz onu bir site için istemci yapmakta kullanırsınız. Gzip sıkıştırma, cookieler, HTTP refresh gibi badireleri sorunsuz atlattığı gibi, isterseniz User-agent ‘ı bir satırla değiştirir, kendisini bir Firefox veya Chrome olarak göstermesini sağlarsınız ki, ısrarlı denemeleriniz loglarda göze çok batmasın. Örnek arttırılabilir, bir web örümceği de yapmaya çalışabilirsiniz, YemekSepeti’nden sipariş de verdirebilirsiniz.

Övülebilecek daha çok yanı var, sağolsun hayatımı birden fazla kez kurtardı şimdiye kadar, göz önünde olmayışına daha  fazla izin veremezdim. Mechanize ile ne yapılamaz/yapması 10 satırdan fazlasını alır derseniz, aşırı JavaScript’li sayfalar, Flash, CAPTCHA gibi olaylar mechanize’ın kabiliyet alanının dışına çıkıyor. En büyük artısı, neredeyse hiç zamanınızı almadan, masal yazar gibi kod yazıp hayat kurtaran sonuçlar alınabilmesi, ki benim Python ‘a bakış açım zaten bu yönde olduğu için, ne kadar memnun olduğumu anlatmaya kelimeler yetmez. Hazırda karman çorman bir örnek olarak VodaSMS ‘in kodlarını inceleyebilirsiniz,  Vodafone Türkiye sitesini değiştirmediyse halen çalışıyor olmalı.

Death feels like the butterfly

Death feels like the butterfly
can’t escape the scarred lie
Real relationships must die
Underneath a scarred lie

Aslında başka bir YouTube videosunun arkaplanında çalıyordu bu, ama duyduğum anda bulup çıkardım, ayrıca dinledim bunu. Tınısıyla, sözleriyle, aynı fikirde olacak mısınız bilmiyorum, ama çok nostaljik bir his verdi bana, keyfim yerindeyken ve o ana ve geleceğe kaptırmışken bile, geçmişe doğru çeken, insanı kayıpları, alternatifleri ve en nihayetinde herşeyin son bulmasına götüren, çok farklı anlamlar veren bir şarkı bu. Tabii dinlediğimiz tınıları anlamlı yapan onun kalitesinden çok, ona bizim verdiğimiz kalite, yüklediğimiz anlamı oluyor özel yapan, bu şarkı da sanırım benim için özel oldu bir şekilde, burada da bulunsun istedim.

Birkaç kez arka arkaya alındığı taktirde, sonrasında 10 dakikalık Nyan.cat seansı ve yetmediği taktirde bir doz Le Internet Medley ile alınması tavsiyedir.

Life Instructions (Geç Kalmış 2012 Yazısı?)

Beware! Kişisel yazı çıkacağk, kaçın kaçıın!

Yılbaşı -ve takip eden birkaç günü- ilk defa teknolojik aparatlardan uzak geçirerek, blogumda gelenekselleştirdiğim 1 Ocak yazılarını bu sefer kaçırmış oldum, aynı zamanda Aralık 2011, ilk defa blogumda “her ay en az 1 yazı yazmalıyım” görev bilincini deldiğim ilk ay da olmuş oldu benim için. Bununla beraber karar verdim ki, yazacak birşeyiniz olmadığı zaman yazmamak, tamamen boşlamak değil ama nadasa bırakmak daha anlamlı. Kısacası 2012′de burada daha az yazı bulabilirsiniz, ancak yazıların en azından yeniden belli bir kaliteyi yakalayacağını umut ediyorum.

Eh yılbaşı diyordum, hep bir kayıt alma sevdam var, galiba günlük tutmadığım/tutamadığım için. Bu yılbaşında şehir dışındaydım, yakın bir arkadaşımla Bodrum’a gittik, eh bol bol içme, eğlenme, dağıtma fırsatım olmuş oldu, hiç yoktan her gün gördüğüm beton/şehir/gürültü/eeh yeter ambiyansından kurtulup adam gibi bir manzaraya kavuştum ki bu bile büyük ayrıcalık, kendimi de şımartmış oldum biraz, yapmasaydım 2012′nin sonu gelmezdi diyeyim. 2011 için kendime verimlilik, mutluluk, insan ilişkileri, akademik kariyer ve $$$ istemişim, eh valla hayatta ne alabileceksem istemişim yani, bunlardan akademik kariyerin başlangıcını atabildim, en azından şimdi bir lisans öğrencisiyim, verimliliği sağlayamadım o kadar zirâ tembelim, doğruya doğru. İnsan ilişkilerim sürekli büyüyen ama anlamlı bir bütünlük arz etmeyen geniş sosyal çemberler haline geldi, bu iyi midir bilemiyorum artık, $$$ mi? Onun yeteri yok zaten.

Gelecek yıla da beklentilerimi sıralayayım: Daha çok $$$ (NİHAHAHA!), daha çok verimlilik (ki bu bana kalmış tabii) ve ucu bucağı belirsiz geniş sosyal çemberlerden çok, niteliğe yönelmiş sosyal çemberler istiyorum. İyi bir çocuk olacağım bunun karşılığında, Noel baba gel uygun fiyata he de şu isteklerime. >_>

Kişiselden devam edersem; Ankara’yı sevip sevmediğime cidden karar veremiyorum, bir yönden bu kadar kolay, düz olup da büyükşehir olabilmesini önemli bir artıya sayasım var, diğer yandan Anadolu şehirlerini sağdan soldan çekerek büyütünce Ankara olabiliyorsunuz gibi sanki, kesinlikle en büyük eksiği turistik olmaması, evet denizi yok (bu konuda zırlayınca deniz gelir diye düşünüyordum ama maalesef), insanlar çoğunlukla fazlasıyla evci takılıyor sanki, ya da ben henüz çözemedim buraları, olabilir. Lisansı bitirdikten sonra kalır mıyım, bilmiyorum. Ankara’da olup da görmen lazım, yapman lazım dediğiniz yerler varsa bir ses ediverin.

Özetle bu, until next time.. END OF TRANSMISSION.

don’t take it personally, babe, it just ain’t your story

 

Daha önce yine bir Christine Love oyunu olan Digital: A Love Story ‘den bahsetmiştim blogumda, onu oynamadıysanız neler kaçırdığınızı anlatmaya kelimeler yetmez. Christine Love kimdir, nasıl oyunlar yapar ondan bahsedeyim. Bu tarz oyunların adı Visual Novel (Görsel Roman), yani spesifik bir olay akışı, bir mesaj ve verilmek istenen bütün bir efekt var, amacınız en yüksek skoru yapmak gibi birşey değil, hatta bu oyunların kontrolü çoğunlukla sizde bile değil.

Don’t take it personally babe (kısaltarak yazacağım), 2027′de yeni atanmış, pek de başarılı bir hayatı olmayan, orta yaş krizi etkisinde kariyer değişikliği ve başarısız 2 evliliğin sonucu bir öğretmensiniz, 2027′nin gençleri de, okul mantığı da biraz daha farklı tabii. Öğrencilerin size karşı ve birbirlerine karşı tavrı çok daha, nasıl desem, serbest. Sosyal medya ve mimlerle yaşıyorlar, referanslar ve kısaltmalarla konuşmayı seviyorlar, çok da anlamayacağınız, biraz yabancı hissettirecek bir toplumdasınız, yeni kafalar ve yeni tipler var. Lezbiyen ve gay ilişkilerini rahatlıkla sürdüren öğrencileriniz (Love’un kendisi de lezbiyen ya da bu konularda “rahat” bir insandı yanılmıyorsam) var mesela, herşey bugünü andırıyor ama tam olarak oraya oturmadığınızı, karşınızdaki sınıfın sizinle aynı çağda yaşamadığını da hissediyorsunuz. Peki oyunda bir karakterseniz, karakterlerin birbirleriyle ilişkisini ve bu yeni doğan toplumu nasıl anlayacaksınız? İşte burada devreye, hikayeye  tamamen yeni bir boyut kazandıran bir kavram giriyor: sosyal medya.

Tüm öğrencileriniz AmieConnect adında Facebook türevi bir ağda takılıyorlar, bu ağ sadece okul öğrencileri için ve onlar kullanıyor, hem de sürekli. Günümüzün elinden iPhone’u düşmeyen gençleri, burada artık sınıflarda bile sürekli iş başındalar. Bilmedikleri şeyse, sizin onların durum mesajlarını, profillerini ve özel mesajlaşmalarını okuyor olduğunuz. Sınıfa ilk girdiğinizde “Yeni gelen hoca taş gibi!” minvalinde bir durum mesajını gördüğünüzde şaşırmayın diye söylüyorum, hikayenin her anında öğrencilerinizin AmieConnect’lerini izleyebiliyorsunuz, birbirleriyle olan dramalarını, aşklarını, kavgalarını görüyorsunuz, bir yandan da hikaye devam ediyor ve bunların hikayedeki size yansımasını görüyorsunuz. Çok orijinal bir hikaye anlatımı değil mi? Aynı zamanda orijinal bir “sapık” oluyorsunuz bu hikayede. Dahası, hikayenin belli yerlerinde karar vermeniz gereken dönemeçlere geliyorsunuz, bunlar hakkında konuşarak hikayeyi batırmak istemiyorum ama büyük kararlar vereceğinizi ve bazı karşılıklar alacağınızı bilmelisiniz, hikaye de sizin bu kararlarınıza göre şekilleniyor. Her bir karakterin kendine göre bir tarzı, tercihleri ve hikayesi var, Kendall gerçek bir baş belası/serseriyken, Taylor kaybettiği erkek arkadaşını yeniden kazanmak için her yolu denemeye hazır. Don’t take it personally babe ‘de merkezi bir ahlak kriteri, “doğru yol”  bulamayabilirsiniz, belki de hikaye, paralel bir evrende “almak istediğiniz ama alamadığınız kararları” aldırmak istiyordur, kim bilir?

Aynı Digital’de yaptığım gibi, çok anlatarak hikayeyi mahvetmek istemediğim için kısa kesiyorum yine. Don’t take it personally babe, bir Digital değil, ne format ne hissiyat olarak. Çok daha farklı bir dünyayı, olasılığı yaşıyor, o dünyada bir karakter olarak aldığınız kararların sonuçlarını yaşıyor ve her karakterin hayatını resmen röntgenliyorsunuz.  Her anlamda orijinal, farklı ve yaratıcı bir deneyim bu, günümüz kriterleriyle biraz da “hastalıklı” belki de, ancak kesinlikle farklı. Hikayenin size pek çok konuda pek çok mesaj vermeye çalıştığını, gizliliği, geleceği, resmiyeti, arzuları, iyi ya da kötü olacağı belli belirsiz bir toplum modelini anlatıyor size. Oynarken unutmayın, bu sizin hikayeniz değil.

Oyun, Windows, MacOSX ve GNU/Linux platformları için ücretsiz dağıtılıyor.

The Gag Quartet – Le Internet Medley

Bir arkadaşım paylaşmıştı bunu, bayıldım, Internet mimlerinin pek çoğunu (ve tabii ki NYAN CAT’i!) bir arada görebileceğiniz nadide bir yapım, sanat eseri:

IMMA FIRIN’ MAH LAZOOR!